Anoreksiya Nervoza Nedir?

Anoreksiya Nervoza şişman olmaya karşı duyulan aşırı korku ve zayıf bir bedene sahip olma arzusu ile hastanın kilo verme amacıyla çeşitli davranışlarda bulunduğu bir yeme bozukluğudur. Bu yazıda sizlere anoreksiya nervozanın ne olduğu, oluş nedenleri ve tedavi biçimlerinden bahsedilmektedir.

Anoreksiya Nervoza (AN), şişman olmaya karşı duyulan aşırı korku ve zayıf bir bedene sahip olma arzusu ile hastanın kilo verme amacıyla çeşitli davranışlarda bulunduğu bir yeme bozukluğudur. Hastalığın patolojisi “beden imgesi” bozukluğudur.

Kelime anlamı “sinirsel iştah kaybı” olan AN, Yunanca kökenli bir sözcük olup ilk defa 1500’lü yıllarda görülmeye başlamıştır. Açlık ve çile çekmenin kutsal ve özendirilen bir davranış olduğu bu dönemde din uğruna dünya zevklerinden vazgeçme adına anoreksiyaya benzer davranışlar bildirilmiştir. Bugünkü şekliyle AN olarak tanımlanabilecek ilk klinik tablo An Simone Porto O. Portio tarafından bildirilmiştir. 1873’te Charles Laségue AN’yi ilk kez klinik bir patoloji olarak tanımlamış ve “Histerik Anoreksiya” olarak adlandırmıştır. William Gull 1874’te sıklıkla ergenlik dönemindeki kızlarda görülen ve uzun süreli açlığa bağlı ve metabolik rahatsızlıklarla ilişkilendirerek “Anoreksiya Nervoza” olarak adlandırmıştır.

1930’lardan sonra AN ile psikodinamik etkenler üzerine araştırmalara yoğunlaşırmıştır. Psikanalitik açıklamalar yapılırken Freud’un kuramı temel alınarak AN’nin oral yönü ve cinsellikle bağlantıları üzerinde durulmuştur. Freud; yeme belirtilerinin genital düzeyde yaşanan çatışmaların oral düzeye getirilerek daha kolay üstesinden gelinmesini sağlama uğraşıyla bir savunma mekanizması olduğunu bildirmiştir. Modern psikanalitik kuramcılar ise 1948’de AN’nin ortaya çıkışında anne-çocuk ilişkisinin önemi üzerine odaklanmıştır. 20. yüzyıl ortalarında ise AN için “vücut algısı bozukluğu” terimi dile getirilmiştir.

Anoreksiya Nervoza Hastalarının Sergilediği
Davranış Biçimleri

AN hastalarının zihinleri sürekli dış görünüşleri ve vücut ağırlıkları ile meşgul olduğundan ve beden algıları bozulduğu için hastalar kendilerini çok kilolu zannetmekte ve günden güne zayıflamaktadır. Beden ağırlıklarını kontrol etmek için besin alımlarını aşırı kısıtlama, kendi kendilerini kusturma, ilaç kullanma ya da aşırı egzersiz yapma gibi girişimlerde bulunmaktadırlar. Bu duruma karşılık yine de kendilerini kilolu hissetmektedirler. 

AN hastaları yiyeceklere karşı takıntılıdır ve katı bir şekilde uyguladıkları yemek yeme ritüelleri vardır. Genellikle yemek seçmekte, çok az yemek yemekte, yemeklerden küçük ısırıklar almakta ve yağlı yiyeceklerden kaçınmaktadırlar. Hastalar sıklıkla kalori hesabı yapmakta, günde birkaç kez tartıya çıkmakta ve aynaya bakarak vücut şekillerini değerlendirmektedirler. Hastalar problemli yeme davranışını ve kilo kaybını gizli tutmak için bol kıyafetler giymeyi tercih etmektedirler.  AN hastalarının %30-80’inde aşırı hareketlilik görülmektedir. Bu aşırı hareketlilik durumu tedavide önemli bir engeldir.

Hastalardaki kilo kaybı arttıkça hafıza ve bilişsel fonksiyonlarda bozulmalar ortaya çıkmakta; özgül olmayan somatik ağrılar, yorgunluk ve uyku problemleri görülme sıklığı artmaktadır. AN hastalarında zayıflamış kol ve bacaklar, kasların erimesi, kaburga ve yüzlerindeki kemiklerin belirginleşmesi ve tekrarlayan kusmalara bağlı olarak diş minesinin erozyonu gibi fiziksel belirtiler görülmektedir. Bunların yanında bu hastalarda üşüme, kuru cilt yapısı, yüz ve kolda ince kıllar ve saçlarda seyrelme gibi durumlarda görülebilmektedir.

AN ciddi tıbbi komplikasyonlara ve psikolojik hastalıklara yol açmaktadır. Duygudurum, anksiyete ve obsesif kompulsif bozukluklarla birlikte madde kullanımı ve kişilik bozuklukları AN hastalarında görülmektedir. Kişilik bozuklukları kümesinde ele alındığında AN’nin alt dallarından tıkanırcasına yeme bozukluğunda; sınırda kişilik bozukluğu görülmekte ve diğer bir alt tipi kısıtlayıcı tipinde obsesif kompulsif kişilik bozukluğu görülmektedir. Aşırı kilo kaybı ve intihar nedeni ile psikolojik hastalıklar içerisinde ölüm oranı en yüksek olandır.

Yakın bir döneme kadar “kültüre bağlı sendrom” olarak adlandırılan AN’nin sadece endüstriyelleşmiş Batılı ülkelerde görüldüğü düşünülürken son yıllarda belirgin bir artış ile  Batılı olmayan toplumlarda da AN görülmeye başlamıştır. AN ergenlik çağında görülmeye başlamakta ve erkeklere oranla kadınlarda bu rahatsızlığa 10 kat daha fazla rastlanmaktadır. Erkeklerde de AN belirtileri görülmektedir. Bu belirtiler; kaslı bir vücut yapısına sahip olma arzusu ile besin alımını kısıtlama ve aşırı egzersizdir.

Anoreksiya Nervoza Sınıflandırılması

AN için DSM-5’te tanı ölçütleri biraz daha genişletilmiştir. DSM-4’te tanı konulabilmesi için beden ağırlığının olması gereken kilodan en az %15 eksik olması gerekirken, DSM-5’te hastanın olması gereken en düşük kilonun altında olması yeterli sayılmıştır. DSM-4’te yer alan amenore koşulu da DSM-5’te kaldırılmıştır. DSM-5’e göre AN’nin iki alt tipi bulunmaktadır. Bunlar kısıtlayıcı tip ve tıkanırcasına yeme/çıkartma tipidir. 

Kısıtlayıcı tipte; hastanın son üç ay içerisinde tıkanırcasına yeme ya da çıkarma dönemleri olmamıştır. Hasta neredeyse hiç yemek yemeyerek, spor yaparak ya da daha çok diyet yaparak kilosunu kaybetmektedir.

Tıkanırcasına yeme ya da çıkarma tipinde; hastanın son üç ay içerisinde yinelenen tıkanırcasına yeme ve çıkarma (kendi kendini kusturma, ilaç kullanma) dönemleri olmuştur.

Oluş Nedenleri

AN’nin oluş nedenleri arasında genetik, nörobiyolojik, aile dinamikleri, cinsel travma ve psikososyal nedenler gösterilmektedir.

1. Biyolojik Faktörler: AN’nın genetik yatkınlığa sahip olduğu düşünülmektedir. Hastaların birinci derece akrabalarında AN gelişme riskinin 10 kat fazla olduğu tespit edilmiştir. Yapılan ikiz çalışmalarında çift yumurta
ikizlerinde %10, tek yumurta ikizlerinde %50 benzerlik saptanmıştır. Yeme bozukluklarında serotonin dizgisinin etkili olduğu düşünülmektedir. Serotonin yolakları beslenme, dürtü ve duygu durum kontrolü ile bağlantılıdır. Yapılan araştırmalarda AN hastalarının beyin omurilik sıvılarında (BOS) serotonin yıkım ürünü olan 5-OHIAA düzeyleri düşük bulunmuştur. AN hastalarında yapılan beyin görüntüleme çalışmalarında hem gri hem de beyaz maddelerde azalmalar görülmüş, serabrel atrofi ve genişlemiş ventriküller olduğu görülmüştür.

2. Aile Dinamikleri: Kişiliği, yaşam görünüşünü ve davranışları etkileyen en önemli çevre aile yani anne-babadır. AN hastalarının ailelerinde mükemmeliyetçilik, duyguların bastırılması, diyet yapma ve ebeveyn çatışmaları gibi durumlar görülmektedir. Yapılan araştırmalar AN hastalarının ailelerinde ortak sorunların var olduğunu göstermektedir. Bu sorunlar iç içe girmiş, aşırı korumacı, sorun çözme yetileri düşük, katı aileleri olan kişilerde özgüven kaybına neden olmakta ve özgüven kaybının telafisi olarak da kontrol arayışı ortaya çıkmaktadır. Araştırmalarda AN hastaları kendilerini kukla gibi hissettiklerini belirtmişlerdir. AN hastaları kontrolcü ebeveyne karşı kendilerini savunamadıkları için yemeyerek başkaları üzerinde kuramadıkları kontrolü kendi üzerlerinde kurmaya çalışmaktadır.

 3. Psikodinamik Etkenler: Kilo vermek isteme, yemek yemeyi reddetme ve bununla ilgili davranışlarda bulunma gibi hastalık belirtilerini klasik psikanalitik kuram, bilinçdışı ve sembolik anlamları vurgulayarak AN’nin ortaya çıkış dinamiğini dürtü-çatışma savunma mekanizması ile açıklamaktadır. S. Freud yeme ile ilgili belirtilerin, genital düzeyde yaşanan bir çatışmanın oral düzeye gerilemesi ile daha kolay baş edilmesine yönelik bir savunma mekanizması olduğunu öne sürmektedir. AN’nin psikolojik etiyolojisinde zamanla nesne ilişkilerine odaklanmıştır. İlk üç yaşta ayrılma birleşme dönemi olarak adlandırılan dönemde benlik ve nesne ilişkileri şekillenmektedir. İlk üç yaşta deneyimlenen ayrılma birleşme dönemi ergenlikte tekrar yaşanılmaktadır.
Kendilik kuramı ise, AN’nin empati gösteremeyen öz nesneye karşı verilen depresif-dezintegratif bir tepki olduğunu öne sürmektedir.       

4. Sosyokültürel Etkenler:   1950’li yıllardan itibaren ideal kadın imajı daha zayıf olarak çizilmeye başlamıştır. Zayıf beden görüntüsü güzelliğin ve başarının sembolü haline gelmiştir. Özellikle ergenlik çağındaki kızlar diyet
yaparak, egzersiz ve diğer zayıflama yöntemleri ile zayıf görünebileceklerine inandırılmıştır. Beden şeklinin ve inceliğin önemi ile ilgili mesajlar, sağlıksız zayıflama davranışlarını ve yeme bozuklukları ortaya çıkarmıştır.      Toplumun zayıflığa önem vermesi, aile, arkadaşlar ve kitle iletişim araçları AN’nin ortaya çıkmasında önemli faktörlerdir. Kilolu insanların daha yaşlı gözüktüğü inancı, zayıflığın çekicilik olarak algılanmasıyla estetik kaygıların değişmesi AN’nin artmasına neden olmaktadır. Kadınlar ise zayıf olmanın desteklendiği sosyokültürel baskılardan daha çok etkilenmekte ve risk grubu içerisinde yer almaktadır. Fiziksel görünümün önemli olduğu mankenlik, oyunculuk, atletizm ve bale gibi alanlarda AN daha sık görülmektedir. Yapılan bazı araştırmalarda sosyal medya kullanımı, televizyon programları ve moda anlayışı ile vücut memnuniyetsizliği arasında ilişki bulunmuştur.  

Tedavi Yöntemleri

AN hastaları tedaviye karşı dirençlidir. Yapılan müdahaleleri kontrolü kaybetme, kontrol altına alınma olarak değerlendirdikleri için hastalarla iş birliği kurmak oldukça zordur. AN hastalarında tedavi için çeşitli alternatifler bulunmaktadır. Uygulanan tedavi biçimleri; ayaktan takip, gündüz yatış (kısmı yatış) ve yatarak tedavi biçimleridir. Bu tedavi biçimleri ile birlikte farmakoterapi, beslenme tedavisi, aile terapisi ve bilişsel davranışçı terapi uygulanabilmektedir.

  • Farmakoterapi: AN hastalarında ilaç tedavisi tek başına yeterli olmamaktadır. İlaç tedavisi psikoterapilerle birlikte kullanıldığında etkili olabilmektedir.
  • Beslenme Tedavisi: AN’nin tedavisinde ilk adım beslenmenin düzenlenmesi ve beden ağırlığının normal sınıra getirilmesidir. Beden ağırlığı normal sınıra getirildikten sonra aile terapisi, bilişsel davranışçı terapi gibi hastaya en uygun olan terapi uygulanmalı ve hastanın genel durumu psikolog, diyetisyen, hemşire ve hekimden oluşan ekip tarafından takip edilmelidir. 
  • Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): BDT, davranışsal ve duygusal değişiklikler meydana getirmek amacıyla hastanın inanç ve düşünce sisteminde değişiklikler yapmayı amaçlamaktadır. AN tedavisinde sıklıkla kullanılmaktadır. Tedavide özellikle kilo vermek ile ilgili çarpık inançların değiştirilmesine ve hastalığa sebep olabileceği düşünülen benlik ile ilgili çarpık düşüncelere odaklanılmaktadır. Bununla birlikte kişisel değer ve kontrol hakkındaki inançların da değiştirilmesi gerektiğini belirtmektedir. AN’nin oluşumunda ve kısıtlayıcı davranışların sürmesinde ise uyum bozucu düşünce kalıpları görülmektedir. Yapılan çalışmalarda, BDT ve maruz bırakma terapisinin birlikte kullanımı sonucu AN’de görülen kilo alma korkusu gibi felaket düşüncelerinin olumlu yere evrildiği görülmüştür.
  • Aile Terapisi: AN tedavisinde ergenlerde en etkili terapi, aile odaklı terapidir.  Aile terapisinde aile ile görüşmek iki açıdan önemlidir. Birincisi; aile ile iş birliği gerekir. İkincisi; ailenin tutumunda değişiklik sağlanması terapinin temel amaçlarındandır. Aile terapisi ebeveynlerin çocuklarına duygusal ve fiziksel olarak destek vermelerine yardımcı olmaktadır. Terapide hastalığın özellikleri gözden geçirilmekte; iletişim sorunları, iyi yetiştirme endişesi gibi bütün aileyi ilgilendiren sorunlar üzerinde durulmaktadır. Yapılan çalışmalar sonucunda aile terapisinin AN hastalarının hastaneye yatış sıklığını ve süresini azalttığı tespit edilmiştir.
Kaynakça ve İleri Okuma
  • Perçinel, İ. (2013). Anoreksiya Nervoza ve Eksojen Obezite Tanılı 11-18 Yaş Arası Olguların Sosyal Bilişsel Becerilerinin Değerlendirilmesi, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, İzmir.
  • Gümüş, Ç., Alver, E. (2020). Toplum Sağlığının Korunması Bağlamında Bir Sosyal Sorumluluk ve Bilinçlendirme Kampanyası: Anoreksiya Nevroza Fenomeni, Avrasya Uluslararası Araştırma Dergisi, C.8, S.23, s. 365-381.
  • Yılmaz, Dinç, S., Koçhan, K., (2016). Yeme Bozuklukları Tedavisinde Aile Terapisi ile İlgili Araştırmalar: Bir Gözden Geçirme, Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, S.50, s. 541-551. Doi:10.9761/JASSS3378
  • Toker, D. E., Hocaoğlu, Ç., (2009). Yeme Bozuklukları ve Aile Yapısı: Bir Gözden Geçirme, Düşünen Adam, 22(1-4), s.36-42.
  • Amerikan Psikiyatri Birliği, (2013). Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal Elkitabı,(çev. Köroğlu, E.), Beşinci Baskı (DSM-5), Tanı Ölçütleri Başvuru Kitabı’ndan, Ankara, Hekimler Yayın Birliği.
  • Öztürk, M. O. , Uluşahin N. A. (2018). Ruh Sağlığı ve Bozuklukları, Ankara, Nobel Tıp Kitapevleri, s.468.
  • Kalaycı, B. M. (2016). Anoreksiya Nervoza Tanısı Olan Ergenlerde Sosyal İşlevsellik ve Eşlik Eden Psikiyatrik Belirtilerin Sosyal İşlevsellikle İlişkisi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Ankara.
  • Arslan, S., Gürbüz, M. , Vural, S. (2016). Ağır Bir Anoreksiyalı Olgunun Bilişsel Davranşçı Psikoterapi Süreci, Bilişsel Davranışçı Psikoterapi ve Araştırma Dergisi, S.2, s. 94-103. Doi:10.5455/jcbpr.227564
  • Çoşkun, Z. K. (2019). Anoreksiya Nervoza Tanısı Alan Kadınlarda Beden İmgesi ve Çocukluk Çağı Travmasının İncelenmesi, İstanbul Arel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.
  • Demir, O. (2018). Anoreksiya Nervoza ve Eksojen Obezite Tanılı 11-18 Yaş Arası Olgularda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Ek Tanısı ve Takıntılı Spor Yapma Davranışının İncelenmesi, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, İzmir.
  • Dikmeer, Bektaş, N. (2020). Anoreksiya Nervoza Tanısı Olan Ergenlerde Bilinçli Farkındalığın ve İlişkili Etmenlerin İncelenmesi: Mükemmeliyetçilik, Duygu Düzenleme ve Ruminasyon, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Ankara.
Alıntı Şekli

Arketip Beyin Psikoloji Yayın Platformu APA kurallarını ve kılavuzunu esas almaktadır. Aşağıda bu yazı hakkında APA Kaynak gösterim şekli verilmiştir.

Karaosman, B. (2021, Mayıs 24). Anoreksiya Nervoza Nedir. Erişim adresi: https://arketipbeyin.com/anoreksiya-nervoza-nedir/

Paragraf İçi Gösterim: (Karaosman, 2021)

Yasal Uyarı
Yayınlanan bu yazının tüm hakları Arketip Beyin Psikoloji Yayın Platformu’na (www.arketipbeyin.com) aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının tamamı özel izin alınmadan kullanılması intihal sebebidir. Ancak alıntılanan yazının bir bölümü, alıntılanan yazıya aktif link verilerek kullanılabilir. Her türlü alıntı, (her müstakil yazı için) 200 kelime ile sınırlıdır. Alıntı yapılan metin üzerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz.
İçerik Bilgisi

Bu yazı Arketip Beyin Ekibi tarafından hazırlanmış ve düzenlenmiştir. Herhangi bir problem ve sorun hakkında İletişim Sayfasından bize ulaşabilirsiniz.

Yayın Yılı: 2021

Yayın Koordinatörü: Osman Güneş Özkurt

Yazı Editörü: –

Kapak Görseli Tasarım: –

 

Yazar: Burçin Karaosman

Merhaba. Ben Burçin, 25 yaşındayım. Kırklareli üniversitesi sosyoloji mezunuyum. Şu an Üsküdar üniversitesinde uygulamalı psikoloji alanında yüksek lisans eğitimime devam ediyorum. Psikolojiye karşı hep ilgim vardı hala da devam ediyor. :) Yeni bilgiler öğrenmeyi, keşfetmeyi, araştırmayı çok seviyorum diyebilirim. Bunun yanında dizi izlemeyi ve hayvanları çok seviyorum. :))

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Orta Çağ'da Cadı Avı Cadi avi sude

Orta Çağ’da Cadı Avı

Fatma Dizisi Analizi FATMA Dizisi analizi rumeysa

Fatma Dizisi Analizi