Başarı Düşmanı: Atalet

Herkesin içinde üretmek ve başarmak dürtüsü vardır ancak atalet sayesinde bu dürtüyü dinleyip harekete geçmeye herkes cesaret edemez. Dünyanın kurtuluşu için ya da en azından kendi kurtuluşunuz için parlak planlar yaptığınız geceleri ve o gecelerin sabahlarını düşünün. Geceleyin düşünen ve hayal kuran beynin parlattığı o gözler, gündüzle beraber aynı rutin bakışlara dönmedi mi? Cevabınız “hayır” ise yazının devamını okumanıza gerek yok, zaten ataletin sizin hayatınızda yeri yok. Sizi, “Ayağınıza atalet değmesin!” diyerek yazımdan uğurluyorum. Bizim işimiz, cevabı “evet” olanlarla. Biz bize kaldığımıza göre, gelin elimizi kolumuzu bağlayan, bizi başarmaktan alıkoyan şu “başarı düşmanını” yakından tanıyalım.

Öğrenciysek ders çalışmamız gerektiğini, iş sahibi biriysek işlerimize odaklanmamız gerektiğini, sağlığımız için sporun ve dengeli beslenmenin önemli olduğunu hepimiz biliriz. Ancak, iş yapmaya gelince üstümüze bir ölü toprağı atılıverir. Ölü toprağını üstümüze atan, yapmaya imrendiğimiz her şey için içimizi soğutan ve bizi sorumluluklarımızdan uzaklaştıran işte bu “atalet” duygusudur. Sözlüğe baktığınızda bu kelimenin “miskinlik, tembellik” gibi kavramlarla açıklandığını görürsünüz ama bu açıklama yeterli değildir.

Detaylı bir açıklama yapmak gerekirse; atalet, bir şeyi yapmanız gerektiğini ya da yapmanızın iyi olacağını bilmenize ve hatta o şeyi hangi yolla veya nasıl yapabileceğinize vâkıf olmanıza rağmen harekete geçememektir. Çoğu kişi bu durumun ataletin başının altından çıktığını bilmez hatta birçoğumuz bu durumun nedenleriyle ilgili herhangi “mantıklı” bir açıklama dahi bulamayız. Bu nedenle içimizde yanan “harekete geçme” ateşi, dışımızda çöreklenen ataletle karşılaşınca zihinsel bir çelişki yaşarız. Bu çelişki, harekete geçme isteğimizin “zihinsel” boyutta kalmasından meydana gelir ve zihnimiz bu çelişkiyi bitirmek için kendince sebepler aramaya başlar. Bu sebeplere halk arasında “bahaneler” diyoruz.

Kişi, kendini ve çevresindekileri bu içi boş bahanelere inandırarak ataletin ekmeğine yağ sürmekten ileri gidemez. Mümin Sekman “Her Şey Seninle Başlar” adlı kitabında bu husustan çok güzel ve anlaşılır bir şekilde bahseder. Sekman, kitabında “saydıcılar” ve “rağmenciler” olmak üzere insanları ikiye ayırır. Bahanelerin esiri olmuş, “nasıl yaparım?” sorusuna odaklanmak yerine şartların nasıl “olmadığına” odaklanan, kısacası adaletin mesken edindiği insanlar “saydıcılar” kategorisinin en asil üyeleridir. Onların “olsaydı, olmasaydı, yapsaydı, yapmasaydı” temalı cümlelerinin sonu asla gelmez. Kendini zorlamak yerine şartları eşeleyip eleştiren bu kimseler, anlayacağınız üzere sürekli karanlığa küfreden, en ufak bir ışık kaynağı aramayan insanlardır ve ne yazık ki daima karanlıkta kalmaya mahkûmdurlar.

Bir de o karanlıkları aydınlıkla buluşturan kimseler vardır ki onlar da Mümin Sekman’nın bahsettiği “rağmenciler” olarak saflarını tutarlar. Onların bahaneleri değil, zor şartların süslediği başarıları vardır. Onlar söylenmek yerine herkes tarafından söylenilmek isterler. Atalet onlara uğramaz, uğrasa bile ağızının payını alarak gerisin geriye döner.

Saydıcılar şansızlıklarından, fırsat verilmediğinden, feleğin sillesinden yakınadursun , rağmenciler bir sonraki hedefini başarmak için harekete geçti bile. İçinizdeki ataleti yerin yedi kat dibine göndermek için daha neyi bekliyorsunuz? Eminim bunun için de bir bahane bulabilirsiniz ancak bizim işimiz bahanelerle değil ki. Şartlı cümlelerden, “yarın” diye başlayan söylemlerden geriye koca bir hiç kalmadı mı? Bu kısır döngüyü kırmak, hayatınızın iplerini elinize almak vakti çoktan geldi de geçmedi mi? “Saydı” düşünce yapısını bir şekilde öğrenmiş ve benimsemiş olabilirsiniz ancak bu düşünce şekline sadık kalmak ve ona biat etmek de unutmayın ki sizin tercihiniz.

Elbette ki şimdiye kadar benimsediğiniz kalıpların dışına çıkmak ve hatta o kalıpları yok etmek, hayatınızda yeni rutinler edinebilmek çok zordur, ama bilmelisiniz ki zorlandığınız ölçüde değişir ve gelişirsiniz. Ataletin eline ve vicdanına bıraktığınız hayatınızın tek patronu olmak ve bu düzene bir dur demek için daha kaç ‘yarın’ı ziyan edeceksiniz. Atalete yeteri kadar prim verdiniz, şimdi bu oyunu bozma vakti. Silkinip şu ölü toprağı üzerinizden atın ve kendi “başarı” hikâyenizi yazmaya başlayın.

Artık kime savaş açmanız gerektiğini biliyorsunuz, gazanız mübarek olsun!

(Editör tavsiyesi: Web sitede yer alan “Her Şey Seninle Başlar” yazısını okumak için tıklayınız)

 

Yazar: Ece Kara

Merhaba, ben Ece. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Psikoloji mezunuyum. Her ne kadar psikoloji mezunu olsam da kendimi hala öğrenci olarak görüyorum. Bilen bilir, psikoloji bölümüne bir kere başladığınızda adınızın önüne ne kadar sıfat eklenirse eklensin 'öğrenci' olarak kalırsınız. İşte tam da bu yüzden buradayım, öğrenmek ve öğrendiklerimi aktarmak için. E tabi bir de kıyıda köşede tozlanmış yazılarımın başka başka gözler tarafından okunmasının heyecanını yaşamak için. O halde peşinen 'Keyifli Okumalar!' diyelim mi?"

11 Yorum

Yorum Yap
  1. Çok başarılı bir yazı olmuş. Farkındalık oluşturucu ve motive edici. Devamında gelecekleri merakla bekliyorum😊

Web Site İçi Kaynakça

  1. Web Site İçi Kaynakça:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

parapsikolojinin babası

Modern Parapsikoloji’nin Babası

İLİŞKİLERDE PSİKOLOJİK MANİPÜLASYON kapak

İlişkilerde Psikolojik Manipülasyon