Anaokulunda Staj Deneyimi Ve Çocukların Dünyasına Bir Bakış

Hep daha filtresiz, yargılanmaktan korkmadan özgürce hareket edebileceğim, yanlış anlaşılır mıyım korkusuyla duygularımı ve fikirlerimi ifade ederken kendimi durdurmak zorunda kalmadığım bir dünya hayal ettim. Birdenbire söylenen seni seviyorum cümlelerinin havada uçuştuğu, birine sırf onu sevdiğin için özel bir sebebi olmadan beş dakikada bir sarılmanın normal sayılabileceği bir dünya. Hayal dünyamda kendi kendime yaşarken, bu tarife oldukça uyan başka bir dünya daha buldum. Orada herkesin daha kolay kabul gördüğünü fark ettim. Benden yaşça küçük ama dünyalarının çok daha büyük olduğunu keşfettiğim miniklerin dünyasından bahsediyorum.

Çocukların dünyalarına adapte olmak çoğu ikili ilişki deneyimimden çok daha kolaydı benim için. Biriyle tanışmaktan, birine alışmaya çalışmaktan, biriyle güvene dayalı bir ilişki kurmak için zaman geçmesini beklemekten… İki sene kadar önce saf sevgiyi daha kolay hissedebildiğimiz, daha özgürce davranabildiğimiz ve en önemlisi daha özgürce gülebildiğimiz sihirli olan bu dünyanın içerisine daha fazla girmek istediğime karar verdim.

Çocukları anlamak istiyordum. Onları anlamak, dinlemek, onlarla sosyal ve duygusal paylaşımlarda bulunmak istiyordum. Onlarla beraber sıkça vakit geçirmenin en uygun yolu ise bir anaokulunda bulunmak, orada bir görev edinmekti. Bu sebeple Ankara’da bir anaokulunun kapısından içeri girdim ve gözlem yapmak istediğimi söyleyerek beni kurumlarına kabul edip etmeyeceklerini sordum. Kurumdan olumlu bir yanıt alınca dersimin olmadığı günler anaokuluna gitmeye, orada gözlem yapmaya, notlar almaya ve en önemlisi eğlenmeye başladım.

Görev tanımım çok açık değildi. Ben sadece gözlem yapmak isteyen bir üniversite öğrencisiydim. Dolayısıyla çocuklar ilk başlarda benim varlığıma bir anlam verememişlerdi. Beni tam olarak bir öğretmen, tam olarak bir arkadaş, bir abla olarak göremedikleri için kafalarında herhangi bir şemaya yerleştiremiyorlardı. Ben yeni ve farklıydım. Bunun bana avantaj sağladığını düşünüyorum. Beni arkadaş gibi görmeyi seçenler oldu. Ve ben dört ay süren bu deneyimin sonunda hiç unutamayacağım arkadaşlar edinmiş oldum. Beni öğretmen olarak görmeyi tercih edenlere de minnettarım. Çünkü onlar benim ilk öğrencilerim oldular ve onların da yerleri bende hep ayrı olacak. Beni arkadaş gibi görenlerden farklı şeyler öğrendim, öğretmen gibi görenlerden daha farklı.  Umuyorum ki onlar da benden bir şeyler öğrenebilmişlerdir.

Kurumda çalışmaya başlarken benim için en önemli şey anlamlı ilişkiler kurmaktı ve ben her iki grupla da oldukça anlamlı ilişkiler kurabildim. Anaokulundayken genellikle 5 yaş grubu öğrencilerinin derslerine giriyordum. Bu yaş grubu Piaget’nin işlem öncesi dönem diye adlandırdığı dönemin içerisinde yer alıyor. Bu dönemin özelliklerini baz alarak çocuklarla belirli etkinlikler gerçekleştiriyordum. Örnek olarak gözlemlemek adına yapmış olduğum birkaç etkinlikten bahsetmek isterim.

Piaget’in Korunum Yasası Örneği

Etkinliğime başlarken öncelikle ince uzun iki tane aynı formda bardak ve yayvan bir kase aldım. Bardakların içine su doldurdum. Sonra 5 yaşında olan iki öğrencinin gözünün önünde bir bardaktaki suyu kaseye boşalttım.  İkisine de öncelikle şu soruyu yönelttim ‘’Ben şimdi çok susadım. Hangisinden su içersem daha fazla su içmiş olurum? Bardaktaki su mu daha fazla kasedeki mi?’’ İkisi de ‘’bardaktaki su daha fazla’’ cevabını verdiler. Böylece işlem öncesi dönemdeki çocuğun sıvı korunumuna dair henüz doğru bir algılama biçimi geliştiremediğini, su miktarının değişeceğini düşündüğünü kanıtlamış oldum.

Çocuklar İşlem Öncesi Dönem Sınırlılığı: Doğal Olaylara Karşı Yapay Açıklamalar

Bir gün bir öğrencimle günlük bir sohbet ediyordum. Birlikte pencereden dışarı bakıp etrafta ne görüyorsak birbirimize söylüyorduk. Daha sonra ben güneşi işaret ederek ‘’Güneş nasıl bu kadar parlak olabiliyor?’’ diye sordum. Öğrencim bana ‘’içindeki ısı makinesi sayesinde’’ yanıtını verdi. Bu açıklamadan da anlaşılabileceği üzere işlem öncesi döneminde olan çocuklar doğal olaylara karşın yapay açıklamalar yaparlar.

Tüm gözlem raporlarımı, etkinlikleri, ders notlarıma bakarak teorik bilgilerimi pratiğe dökmeye çalışmalarımı bir kenara bıraktığım sayısız özgür an yaşadım. Sadece kahkahalarla gülmek amaçlı oynanan, saçma ama yargılanmayacağınızı bildiğiniz formlara ve kurallara sahip bir yığın oyunla ayrıldım dört ay sonunda kurumda. Hala hepsi ezberimde. Hayatımın başka bir döneminde, tekrardan doğru oyun arkadaşları bulabilirsem oynamak için hatırımda tutuyorum o oyunları. Her günün sonunda çantamda bir sürü ‘’çok güzelsin’’, ‘’lütfen benim yanıma otur’’ ve ‘’seni seviyorum’’ ile eve dönüyordum.

Hiçbirimiz birbirimize iltifat etmekten ve gerçek duygularımızı söylemekten çekinmiyorduk, hepimiz filtresiz ve gerçektik. Öğlen yemeğinde çıkan çikolatalı keke çığlıklar eşliğinde beraber seviniyor, biri düşüp yaralandığında beraber üzülüyorduk. Her ne kadar ben duygularımı daha kolay kontrol edip, öfke ve stres yönetmeye daha iyi becerebilsem de, olumsuz duyguların üstesinden gelme konusunda da beraber yol kat ediyorduk.

Çocuklarla vakit geçirmenin ruhumuza iyi geldiğine inanıyorum. Şu anda Türkiye’den çok uzakta, dilini bile bilmediğim bir ülkede yaşıyorum. Burada hayatımı sürdürürken iki günlüğüne bir ailenin evinde onlarla beraber yaşama fırsatı elde ettim. 2 çocuklu, huzurlu bir aileydi. Çocuklardan biri 2, diğeri 4 yaşındaydı. İki gün boyunca birlikte çok eğlendik. Üstelik hiçbir sözlü iletişim kurmadan. Birbirimizi anlayabildik, birlikte gülebildik, birlikte eğlenebildik. Dil gibi önemli bir faktör bile beraber keyifli vakit geçirmemize engel olamadı. İşte bahsettiğim bu dünyayı sihirli kılan da bu.

Duyguların sözcüklere ihtiyacı yoktur. Ve ben şanslıyım ki kendimi sık sık miniklerle aynı frekansta, aynı duyguları yaşarken bulabiliyorum. İki küçük oyun arkadaşım ve ben ilk tanıştığımızda biraz utangaç davrandık, daha sonra birbirimize alışmaya başladıkça beraber oyunlar oynadık, beraber güldük, eğlendik ve en sonunda ayrılırken birlikte üzüldük. Duygularımız yüzlerimizden okunuyordu. Sözcüklere ihtiyaç bile duymamıştık. Sadece saf sevgiyle, anlayışla ve sabırla hareket ederseniz, çocuklarla vakit geçirmek işte o zaman paha biçilemez bir hal alır. Ve her zaman, her yerde sizinle oyun oynamak için can atan bir çocuk bulabilirsiniz. Oyun arkadaşlarınızla keyifli vakitler geçirmeniz dileğiyle…

(Editör tavsiyesi: Web sitede yer alan “İYİ ANNE VE BABA OLMAK” yazısını okumak için tıklayınız)

Kaynakça:

 

Ankara Üniversitesi Açık Ders Malzemesi, ''ARP102 GELİŞİM PSİKOLOJİSİ'', erişim 08.04.2021, https://acikders.ankara.edu.tr/course/view.php?id=2461

Yazar: Gülce İnce

Merhaba ben Gülce. Ankara Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık öğrencisiyim. Sizlerle kendi düşüncelerimi paylaşmak ve ilgimi çeken konuları kendi perspektifimden sizlere aktarmak için buradayım. Türk edebiyatına büyük ilgi duyuyor, nadir bulunan, baskısı tükenmiş ama asla eskimeyen, değerli kitapları okumaktan hoşlanıyorum. Bu sebeple tahmin edilebileceği gibi sahafları gezmekten de çok keyif alıyorum. Okumanın, akabinde araştırma yapmanın ve bilgilerimizi paylaşmak adına yazı yazmanın çok değerli olduğunu düşünüyorum. Go Psikoloji’ye hoşgeldiniz!

3 Yorum

Yorum Yap
  1. Okumaya doyamadım yazını, çok teşekkür ediyorum deneyimlerini ve güzel bakış açını bizle paylaştığın için 🌸

  2. Seninle aynı zevkleri taşıyan kişilere öncülük edecek bir yazı 🌈

  3. Burcu hocam saf çocukların dünyasına kategorize olmadan girmişsiniz .okul öncesini güzel deneyimlemişsiniz.gözlemlerinizi anlattığınız bu betimlemeleriniz de güzel.iyi bir çocuk pisikoloğu olabilirsiniz kanımca

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

KLEPTOMANİ(ÇALMA HASTALIĞI)

Kleptomani (Çalma Hastalığı)

Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Nedir? Neden Önemlidir?

Ruh Sağlığı Okuryazarlığı