Çocuklukta ve Ergenlikte Depresyon ve Kaygı

Depresyon günümüzün en yaygın psikolojik sorunlarından birisidir. Genellikle yetişkinlerin yaşadığı bir rahatsızlık olarak bilinen depresyon, aslında çocukların da çok ciddi yaşadığı bir sorundur ve önemi son yıllarda daha çok anlaşılmıştır. Depresyon ve kaygının da içinde yer aldığı içselleştirme bozukluklarının başlangıcı çocukluk veya ergenlik olup birlikte görülebilirler.  

Çocuklukta ve Ergenlikte Depresyonun Klinik Tanımı

Depresif hal, yorgunluk, konsantrasyon sorunları, zevk alamama ve intihar düşüncesi ile depresyon kendisini gösterir. Çocuklar ve ergenlerde görülen belirtiler ve onların yaşadığı süreçler, yetişkinler ile bazı noktalarda benzerken bazı noktalarda farklılaşabilir. Örneğin çocuklar ve ergenler süreç içerisinde daha fazla suçluluk duymaktadırlar. Yetişkinlerin aksine daha az erken uyanma, iştah kaybı ve kilo kaybı belirtileri gösterirler. Yetişkinler gibi çocuklarda da depresyon tekrarlayıcı olabilmektedir. Ergenlik döneminde kızlarda erkeklere oranla 2 kat daha fazla depresyon görülebilmektedir.  

Çocukluk ve Ergenlikte Görülen Depresyonun Etiyolojisi

Genetik etmenler çevre yoluyla risk oluşturabilmektedir. Erken dönemde yaşanan olumsuz yaşam olayları, ebeveynlerde depresyon görülmesi, ailede ve ilişkilerde ortaya çıkan problemler, ebeveynin çocuğu reddetmesi, aile içi olumsuz iletişim risk oluşturabilir. Bilişsel olarak incelendiğinde; umutsuzluk, olumsuz düşünceler, istikrarlı, kalıcı ve genel atıf şekilleri depresyonun yordayıcısı olabilmektedir.  

Çocuklukta ve Ergenlikte Kaygı

Çocuklukta yaşa göre bakıldığında kaygı ve korku normaldir. Örneğin 5 yaş altı çocuklarda karanlık ve hayali yaratık korkusu olabilmektedir. 10 yaş altı çocuklarda görülen ayrılık korkusu da normal kabul edilmektedir. Eğer çocuğun korkusu işlevselliğini etkiliyorsa bu noktada korkuya müdahale edilebilir. Kaygı bozuklukları çocuğun gelişim döneminde beklenen sosyal becerileri geliştirmesine engel oluşturabilir.  

“Fizyolojik, duygusal, bilişsel ve davranışsal etkilerinden ötürü kaygı bozukluğunun tüm tipleri, çocukların işlevselliğini oldukça olumsuz etkilemekte ve tedavi edilmediği takdirde özellikle aile, arkadaş ve okul alanlarında olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.”

(Arkar, Bildik, Tok, 2016: s. 2). 

Yetişkinler çoğu zaman kaygı ve korkularının aşırı olduğunun ve normal olmadığının farkına varabilir fakat buradaki farkındalık çocuklardan beklenmemelidir. Çünkü yaşları gereği çocuklar bu tür farkındalıklar oluşturamayabilirler. 

Ayrılık kaygısı bozukluğu: Bağlanma gerçekleşen kişiden uzak kalmaya duyulan aşırı korku durumudur. Genellikle okul çağı ile başlayabilmektedir. 

Sosyal kaygı bozukluğu: Yalnızca tanıdığı aile üyeleri ve akranlar ile oynama ve vakit geçirme görülür. Tanımadığı kişilerle iletişimi reddeder.  

TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu): Çocuklarda heyecan belirtileri ile kendisini gösterir. 

OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk): Kirlenmeye karşı oluşan obsesyon, erkek çocuklarda cinsellik ve dinle ilgili obsesyonlar olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Çocukluk ve Ergenlikte Kaygı Etiyolojisi

Yüksek oranda kalıtsallık gösterir. Genetiğin çevre ile etkileşimi risk oluşturmaktadır. Ebeveynlik tutumları oldukça etkilidir. Ebeveynin çocuğa karşı aşırı korumacı ve kontrolcü tavrı, ebeveyn tarafından reddedilme, bebeklikte gelişen güvensiz bağlanma çocuklarda kaygı oluşumunda oldukça büyük bir etkendir.  

Sosyal kaygı bozukluğunda, gerçekleşen olay ve durumları olduğundan fazla tehlikeli olarak değerlendirme, baş etme becerilerini dikkate almama, davranışsal ketlenme ile kendisini gösterir. 

TSSB’de geçmiş travmalar, ailenin stres durumu, ailenin stres yönetimi konusunda nasıl davrandığı yani baş etme becerisi etkili olabilmektedir.  

Çocukluk ve Ergenlikte Depresyon ve Kaygı Tedavisi

Depresyona yönelik psikolojik müdahalelerde depresyon tedavisine ek olarak çocuklarla ve ergenlerle çalışıldığı için akran zorbalığı, ebeveyn çalışmalarına odaklanılabilir. Önleyici müdahalelerde ise risk etmenleri belirlenerek onlar üzerine hazırlanan bir tedavi süreci başlatılabilir.  

Kaygıya yönelik ise ana kaynak, korkulan nesneye maruz bırakmadır. Yetişkin model konumuna konularak korkulan nesneye yaklaşma ve pekiştirme gerçekleşebilir. Psikoeğitim ile bilişsel yeniden yapılandırma ve beceri eğitimi sağlanarak nüksetme önlenebilmektedir. Yeni düşünme becerileri geliştirerek korkulan nesneye aşamalı maruz bırakma tekniği uygulanabilir. Ebeveynlerin kaygı düzeyi yüksek olduğunda aile ile çalışma, sosyal kaygıda davranışçı yaklaşım ve grup terapisi ve bilişsel davranışçı terapi bu rahatsızlıklarda oldukça etkili olabilmektedir. 

(Editör Tavsiyesi: Web sitesinde yer alan ”Düzende Farklı Olmak” yazısını okumak için tıklayınız.)

Yazar: Ceren Naz Çil

Merhaba, ben Naz. Marmara Üniversitesi Psikoloji bölümü mezunuyum. Psikoloji alanında kendimi geliştirerek, araştırma yaparak edindiğim bilgiler çerçevesinde insanlara yardımcı olabilmeyi seviyorum. Kendi içimde aydınlatabildiğim bir konuda bir başkasına ufak bir ışık yakabilmek ve farkındalık kazandırabilmek benim için çok kıymetli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Toplum İçin Mi Sanat? toplumicinmisanat

Toplum İçin Mi Sanat?

Beden Yanılgısı IMG 1469

Beden Yanılgısı