Değişimi Reddetmek

Değişim, birçoğumuz için neredeyse sihirli bir kavramdır. Değişimin sonucunda hayatın rayına oturacağını, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını düşünürüz. Fakat genellikle değişimin kendisinden kaçar, sadece sözde bir değişimden bahseder hale geliriz, o kadar ki değişme sürecinde kendimize yabancılaşırız korkusundan o belirlediğimiz sürece girmemeye çalışırız. 

Özünde değişim, bir şeylerin geçici ya da kalıcı olacak şekilde farklı bir form alması, dönüşmesidir. Gerek kişisel olsun gerek yaşadığımız dünyanın içindeki değişim olsun sürekli bir değişimle yüzleşmek zorunda kalıyoruz. Heraklitos’un değişmeyen tek şey değişimin kendisidir, sözü tam da bu gerçekliği yansıttığı için hepimizin aklına derinlemesine kazınmıştır, duymayanımız pek azdır. Peki değişim bu kadar hayatımızın içindeyken, değişimi reddetmek ya da reddettiğimizi sanmak sizce hangisi daha doğru bir açıklama olacaktır? 

Değişim bizim içimizde ya da bizim dışımızda hep bir yerlerde devamlı şekilde var olmuştur ve var olmaya devam edecektir.  Özellikle değişimden kast ettiğimiz bireysel ve içsel bir değişimse, farkında olsanız ya da olmasanız da hatta isteyip istemediğinize bakmaksızın gerçekleşecek ve hiçbir zaman aynı kişi olarak kalmayacaksınız.  

İşte bazen istemsiz gelişen değişimlerde değişimi reddetmek için elimizden geleni yapıyoruz. Bir tek kendimizdeki değil çevremizdekilerin bile değişimini reddediyoruz. Çoğunlukla alıştığımız konfor alanından çıkmamak için artık bir şeylerin değiştiğini görmezden gelmeye hatta değişimi olumsuz bir sonuç olarak görüyoruz. Oysaki hepimizin beyninin bir köşesinde daha iyisi olmak için değişme isteği canlı kanlı olarak durmaya devam ediyorken bunu yapmaya devam ediyoruz. 

Değişim işte bu yüzden çok ikili ve çok kafa karıştırıcı yanlara sahip. Bir yandan sürekli kendini gerçekleştiren bir değişimden, bir yandan da bilinçli bir değişimden bahsediyoruz. Her ikisi de oldukça cazip ama bir o kadar da reddedilmeye müsait. Sevdiğimiz insanların yaşadığı değişimleri bazen onaylarken bazen onları değişmekle, eskisi gibi olmamakla suçlarız. İşin özünde biraz da istediğimiz pencereden bakarız değişime. Bize uyuyorsa iyi, uymuyorsa kötüdür değişmek. Oysaki değişim sadece değişimdir. İçinde iyi, kötü, doğru ya da yanlış barındıramayacak haldedir, sürekli değiştirir.  

Değişimi Reddetmek resim

Peki madem böyle, neden değişimi reddetmek için çaba sarf ederiz? Değişim sürecine başlamak ya da farkında olmadan değiştiğimizi kabullenmek neden bu kadar zor gelir? Değişimi ancak başkasının ağzından duyunca mı değerlendirir ve anlamlandırırız? Yoksa değişimin en büyük özelliği zaten fark edilmesi midir?  

Çok fazla sorulara boğulmadan değişimi reddetmeyi birçok nedene ve sonuca bağlayabiliriz. İnsan, hiçbir şeyin değişmeyeceğini, hep aynı kalacağını var sayan bir yapıya sahiptir. En ufak bir değişimde bile değişime karşı bir şaşkınlık yaşar ve değerlendirmede bulunuruz. Çok somut bir örnek sunmam gerekirse, yaşadığınız şehirden sadece 1 aylığına ayrılıp geri döndüğünüzde bir binanın rengi ya da bir dükkânın ismi değişse bile şaşırırsınız. İşte somut bir değişime tepkimiz bile böyle oluyorken, kendimizin ya da çevremizdeki insanların değişimini reddetmeye olan yatkınlığımız pek de absürt sayılmaz. Bu yüzden de değişimi, sadece korkularımız yüzünden, bazen çevremizdekilerin değişimden hoşlanıp hoşlanmayacağından bazense sadece kalıp yargılarımız yüzünden bahaneler üretip reddetmeye ya da süreci uzaklaştırmaya çalışırız. Fakat değişimdeki en büyük engelimiz, kendimize olan inançsızlığımızdan kaynaklanmaktadır. 

Yazımın sonuna doğru hem kendi kafamı hem de sizin kafanızı karıştırmış bir halde bitirmek üzereyken, değişimi reddetmek ya da reddettiğimizi sanmakla ilgili son birkaç cümle eklemek istiyorum. Değişim, her ne durumdan ya da kişiden kaynaklanırsa kaynaklansın, onu olduğu gibi kabullenin. Değişim bazen hayatınıza yeni insanlar getirir, bazense eski insanları götürür. Kendinizin de karşınızdaki insanın da değiştiğini ve değişimin yeni başlangıçlar getirdiğini asla aklınızdan çıkarmayın. Değişim kaçınılmazsa -ki kaçınılmaz- bununla ne yapmak isteyeceğiniz kendi elinizde. Değişimin keyfini çıkarmak ya da değişimi reddetmek, bol şanslar. 

(Editör Tavsiyesi: Web sitesinde yer alan ”Yoga Depresyona Nasıl Yardımcı Olur?” yazısını okumak için tıklayınız.)

Yazar: Neslihan Çıkrıklar

Mehaba, ben Neslihan. İnsanı ilgilendiren ve oluşturan her konu benim benim için ilham kaynağı. Aynı zamanda kitapların, filmlerin ve müziğin ilham verici gücüne inananlardanım. Bilginin paylaşıldıkça güçleneceğini düşünüyorum. Bu yüzden burada araştırmalarımı ve yazılarımı paylaşacağım. Yazılarımı okuyarak dünyayı bir de benim gözümden deneyimleyebilirsiniz.

10 Yorum

Yorum Yap
  1. Keyifli bir yazı fakat içinde okura yönelik çok soru olması karmaşık hale getirmiş yazıyı. Uzmanlaştığınız alanda daha çok yönlendirmeyi tercih edip sorularınız ile güçlendirmenizi öneririm. Hakim olunmayan konuda okurun kendini sorgulaması daha zor olur. Yazın hayatınızda başarılar diliyorum keyifli bir oluşum içindesiniz iyi çalışmalar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sosyal Anksiyete Bozukluğu kapak

Sosyal Anksiyete Bozukluğu

Diyabet Psikoloji

Diyabette Psikoloji