Bir Doğal Afet: Depremin Psikolojik Etkileri

Deprem kuşağı bölgesinde olduğumuzdan dolayı neredeyse her bölgemizin risk altında olduğu bilincindeyiz. Fakat bu, doğal afetten sonra sağlam olmayan altyapıların yıkılmasıyla beraber umutlar, hayaller, güven duygusu da beraberinde yıkılabiliyor. Umutlar yıkılıyor, çünkü yaşadığın evde sana iyi geleceğini düşündüğün seni mutlu eden umutların vardı. Hayaller yıkılıyor, çünkü umutlarını beslediğin hayallerin veya hiç gerçekleşmesine gerek olmadan seni dünyadan uzaklaştıran hayallerin vardı. Ama bir de güveniyordun annene, babana… Onlar hep seni korurdu. Evin her zaman en güvenli hissettiğin yerdi. Tüm bu duygular herkese göre aynı olmayabilir. İşte burada depremin üzerinizde bıraktığı psikolojik etki söz konusu oluyor.

Depremin; çocuklar, yetişkinler, yaşlılar üzerinde bıraktığı etki farklılık gösterebilmektedir. Bu durum deprem riskiyle karşılaşan bireylerin psikolojik sağlamlığına göre değişebilmekte. Deprem sonrasında birey üzerinde ciddi psikolojik sorunlar oluşmasına neden olmaktadır. Deprem esnasında ve sonrasında verilen tepkiler bireyin kişilik özelliği, depremin şiddeti, toplumsal değerler ve geçmiş deneyimler nedeniyle değişiklik gösterebilir. Örneğin çocuklar üzerinde bıraktığı genel tepkilere bakıldığında; huzursuz davranışlar, öfke nöbetleri, uyku problemleri, dikkat bozukluğu, büyüklere aşırı bağımlılık geliştirme, okul başarısında yetersizlik, yatak ıslatma gibi türetebileceğimiz örnekler verilebilir. ( Nakajima, 2012).

Birey üzerinde bırakılan bu ruhsal sıkıntılar bireyin algısını da değiştirebilir. Örneğin ihmal edilen bina alt yapısını -ki bu temel sorundur-  haklı bir sebep olarak gösterebilir. Ya da dini tutumları güçlü olan biri tamamen yaradılışa bağlayabilir. Çocuk her şeyin onun yüzünden olduğunu düşünebilir. Böyle öfkeli davranma da kendine ruhsal anlamda zarar vermeye neden olabilmektedir.

Deprem; enkaz altında kalan ya da sarsıntı anına maruz kalan kişi için bir yıkım olabilir. Mekân yıkımı, beden yıkımı üzerine bir de ruhsal yıkıma maruz kalan bireyi topluma yeniden kazandırabilmek tedavilerle, terapilerle mümkündür. İyileşmeyi zamana bırakmak, zamanla unutacağını sanmak bazen gerçekten işe yarayabilir. Ancak travmatize olan biri için bu durum sıkıntılı zamanlara, anlara yol açabilir.

DEPREMİN PSİKOLOJİK ETKİLERİ resim

Örneğin depreme maruz kalanın herhangi bir uzvunu kaybettiğini düşünelim. Başta bu durumu kabullenmeme, başına böyle bir şey geldiği için öfke duyma gibi tepkiler verebilir. Tıpkı yasın evreleri gibi bir kayıp sonucunda bu tepkileri verebilir. Bedenin bir parçasını kaybetmesi ruhun bir parçasını da beraberinde götürmüş gibi. Travmayı hatırlatan deprem alanından, belki de yaşadığı bölgeden uzaklaşabilir.

Peki ya kaybettiği bedeninin bir parçasından, ruhunun parçasından da uzaklaşabilecek mi? Baktıkça hatırlar, hatırladıkça ana gider, anda kaldıkça sıkıntıyla iç içe kalır. Kalbi; yıkılan binanın haline bürünmüş, yerini almış gibidir. İşte tüm bu durumda birey kendi kendine yetmeyebilir. Ruh ve bedenin bir bütün olduğu, birbirini desteklediği ya da birbirini olumsuz etkileyebildiğini düşündüğümüzde psikolojik destek sonucunda birey kendi beden algısını kabullenir. Tedavinin diğer yaşamında da olumlu katkıları olacağı araştırmalarda da görülmektedir.

Dünyada evrensel olarak kabul ettiğimiz bir duygudur: Endişe. Doğal afetlerden deprem de tüm dünyada yaşanıldığı takdirde endişe duygusuna yol açmaktadır. Depremin yaşandığı bölgede tüm toplum birbirine kenetlenir ve depremzedelerin bir nevi acılarını dindirmek için; kıyafet,  battaniye veya gıda gibi yardımlarda bulunurlar. Acıya ortak olmak, acıyı anladığını aktarabilmek veya göstermek kişiyi rahatlatır. Yalnız olmadığı hissine kavuşur. Üşüyen yalnızca beden olmaz duygusal anlamda donuklaşma, buz kesilmiş gibi olma da görülebilir.

Genel anlamda depremin birey üzerine, ruhuna bıraktığı etkilerin aktarıldığı bu yazıda; depremden dolayı travma sonrası stres bozukluğu veya oluşabilecek diğer ruhsal sıkıntıların tedavilerle desteklenebileceğini unutmamak gerek. Bu doğal afeti ortadan kaldıramayız.Ya da sonradan bıraktığı etkiyi yok edemeyebiliriz. Ama depremin bıraktığı izleri azaltmak mümkün. Son olarak toplumumuzda depreme karşı önlem çalışmalarının daha da artması umuduyla.

(Editör Tavsiyesi: Web sitesinde yer alan ”TÜKENMİŞLİK SENDROMU NEDİR?” yazısını okumak için tıklayınız.)

KAYNAKÇA:

 

NAKAJİMA, Ş. (2012),Deprem ve Sonrası Psikolojisi, Ok Meydanı Tıp Dergisi, 28(2), 150-155.

Yazar: Kader Barkış

Merhaba, ben Kader. Psikoloji bölümü mezunuyum. Okuma ve araştırma yapmaktan keyif alırım. Aynı zamanda düşüncelerimi kağıda döküp sizinle paylaşmak ve bu konuda yararlı olmak mutluluk verici. Bu yüzden hayatımızı geçiştirerek değil geliştirerek daha anlamlı kılabileceğimizi düşünüyorum.
Sevgilerle...

14 Yorum

Yorum Yap
  1. Çok sağolun sizin gibi bireyler yetiştikçe daha bilinçli bir toplum oluşturacağız.

  2. 11 yıl önce yaşadığım van depremi geldi aklıma. Çok samimi bir dil ve akıcı olmuş emeğinize sağlık 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Neden ''Neden'' Ararız kapak

Neden ”Neden” Ararız?

Amnezi kapak

Bebeklik Amnezisi: İlk Yıllarımızı Neden Hatırlamıyoruz?