Diyabette Psikoloji

Diyabet veya diyabetes mellitus, halk arasında bilinen adıyla “şeker hastalığı”, dünyada var olan birçok kronik hastalık arasında sıklıkla rastlanan bir hastalıktır. Kendi içerisinde Tip 1 ve Tip 2 olarak ayrılan diyabet hastalığı vücuttaki insülin hormonunun seviyesi ile ilgilidir. Tip 1 diyabet, sıklıkla çocuklarda ve ergenlerde görülür ve vücutta insülin üretiminin olmamasından dolayı kaynaklanır. Tip 1 diyabete göre daha çok görülen Tip 2 diyabet, dokuların insüline duyarlı olmasından veya vücudun yeterli insülin üretememesinden kaynaklanır. (Göcek, 2012).

Diyabet; bireylerde birden çok hastalığa, rahatsızlığa yol açabilen, farklı hastalıkları da beraberinde getiren bir hastalıktır. Diyabetin yol açtığı hastalıklar sadece fizyolojik olmakla sınırlı kalmamaktadır. Diyabet tanısının konulmasından sonra kişinin, hayatında köklü değişiklikler yapması gerekir. Bu değişiklikler kişiyi bilinçli veya bilinçsizce bunalıma itebilir. Aynı zamanda kişinin ruh halinin de kan şekeri seviyesini etkilediği bilindiğinden diyabet hastaları bir nevi fizyolojik ve psikolojik çatışma döngüsüne girmektedir.

Yeme Bozuklukları

Anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğu görülen bireylerde dengesiz beslenme veya telafi edici davranışlar (kusma, idrar söktürücü kullanma) sonucunda fizyolojik rahatsızlıklar ortaya çıkar. Bu fizyolojik rahatsızlıklardan biri de diyabettir. Kimi hastalarda yeme bozukluğu varken diyabet görülse de kimi hastalarda diyabet teşhisi sonrası yeme bozukluğu görülür.

Yeme bozukluğu sonrası diyabet teşhisi konulan bireyler zamanla insülini az kullandıklarında veya insülin kullanım zamanını atladıklarında kilolarının kontrol altında olduğunu veya kilo kaybıyla sonuçlandığını öğrenir. Yeme bozukluğu görülen diyabetik kişiler insülin dozunu atlayarak yemek yediğinde kan şekeri yükselir. Vücut bu durumu dengelemek ister ve kişi sık sık idrara çıkar. Sık idrar ile su kaybı yaşanır, dolayısıyla kilo kaybı görülür. (Çobanoğlu ve ark., 2008).

Diyabet teşhisi sonrası özellikle tıkınırcasına yeme bozukluğu görülen bireyler hipoglisemi yani kan şekerinin normalin çok altında olması durumunu bir bahane olarak kullanarak yemeleri gerekenden daha fazla yemek yerler. Bu da insülin dozunun artması ile sonuçlanır.(Çobanoğlu ve ark., 2008).

Cinsel Bozukluklar

Diyabetik kişilerde cinsel ilgi/uyarılmada düşüş, cinsel isteksizlik gibi durumlar bazı durumlarda depresyon temelli ortaya çıkabilmektedir. Depresyonun getirdiği çökkün duygudurum, melankolik durumlar kişiyi sadece cinsel değil genel olarak etkilemektedir.

Diyabette cinsel bozukluklara fizyolojik ve psikolojik açıdan bakılırsa; diyabet sonucu vücuttaki sinirlerin yapısının bozulması, kadın hastalarda vajinal uyarılmayı azaltarak cinsel uyarılma bozukluğunu ortaya çıkarabilir. Erkek hastalarda ise atar damarda kan miktarının azalması ile tıkanma oluşabilir. Bu da erkek hastada erektil disfonksiyona yol açabilmektedir.

Depresyon

Çok küçük yaşlarda başlayabilen diyabet hastalığı beraberinde birçok değişiklik, yenilik getirir. Yaşam boyu devam eden diyabet hastalığı kişinin hayatında özellikle sosyal aktivitelerine kısıtlamalar getirir. Bu da kişide bunalıma, depresyona yatkınlığı artırır. Bozuk ruh hali kişinin kan şekeri seviyesini oldukça etkiler. Kan şekeri seviyesinin düzensizliği tedaviyi zorlaştırır. Sonucunda kişinin öz bakım seviyesi düşer, kişi sosyal izolasyona itilir. (Gen, 2019).

Depresyon aynı zamanda kişide ilgi ve etkinlikte azalmayı da oluşturur. Etkinlikte azalma ile görülen fiziksel hareketsizlik zamanla obeziteye dönüşebilir. Yine depresyonun belirtilerinden biri olan intihar, kendine zarar verme düşünceleri insülin kullanımını etkilemektedir. Düzensiz, fazla ya da az insülin kullanımı kişiyi ölüme sürüklemektedir. (Çapoğlu ve ark., 2018).

Anksiyete/Kaygı

Depresyondan sonra diyabetik kişilerde en çok görülen ruhsal bozukluk anksiyete yani kaygıdır. Anksiyete, kişinin nedeni bilinmeyen kaygıları ve kuruntuları ile iç içe olan bir bozukluktur. Yapılan araştırmalarla anksiyetenin adrenalini artırdığı adrenalinin de insülin etkisini azalttığı bilinmektedir. Anksiyete diyabetik kişilerde hastalığın kişiye zarar vereceği korkusu ile ortaya çıkabilmektedir. Diyabette ailenin tutum ve davranışları da oldukça önemli bir yere sahiptir. Buradan yola çıkarak aile tutumunun sert, gergin ve stresli olması diyabetik kişiyi kaygılı olmaya itebilir. Bu durum ileride kaygı bozukluklarının görülmesine yol açabilmektedir.

Diyabet, görüldüğü üzere fizyolojik bozukluklara ek olarak psikolojik bozukların da komplikasyonları ile geçen kronik bir hastalıktır. Diyabetin düzenli insülin kullanımı ve kan şekeri seviyesi ile komplikasyonların azaldığı yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır.

Yazar: Yaren Irmak Aydın

Merhaba, ben Yaren Irmak. Psikoloji bölümü lisans öğrencisiyim. Müziksever bir kedi annesiyim. Gezmeyi, seyahat etmeyi çok severim. Adli psikolojiye her zaman ilgi duydum, mümkün olduğunca sizlerle bu konu altında toplanmayı düşünüyorum. Kendimi iyi ifade edebilmeyi, sevdiklerimi sizlere de sevdirmeyi umut ediyorum.

3 Yorum

Yorum Yap
  1. Bu konuya farklı bir açıdan bakmamızı sağlayan çok faydalı bir yazı olmuş. Emeğine sağlık 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Değişimi Reddetmek kapak

Değişimi Reddetmek

Trikotillomani

Trikotillomani (Saç Yolma Bozukluğu) Nedir?