İnsan ve Toplumsallaşma

insanların toplumsallaşma konusunda neler yaşar? Kişisel farklılıklara ve çeşitli güdülenmelere rağmen insanlar nasıl oluyor da benzer davranışlarda bulunarak bir sosyal düzen kurabiliyorlar? Aslına bakarsanız bu sorunun cevabı, toplumsallaşma /sosyalleşme dediğimiz uzun bir süreç sayesinde gerçekleşiyor.

Toplumsallaşma terimi, genellikle sosyolojide kullanılmakla birlikte çevrenin birey üzerindeki etkisini ön plana çıkartmaktadır. Fakat bireyi pasif olarak görmesi ve bireyin de kendine özgü özellikleriyle çevresini şekillendirdiği gerekçesiyle sosyal psikologların bir kısmı bu terimi reddetmektedir. Bu nedenle sosyal psikologlar, sosyalleşme kavramı yerine sosyal gelişim kavramını tercih ederler. Biz bu ayrıntıyı dipnot olarak ekleyip, yazımızda daha çok sosyalleşme kavramı üzerinden konuyu tartışacağız.

Toplumsallaşma, içinde bulunduğumuz toplumun değer ve normlarını, toplumun bizden beklediği rol, tutum ve davranışları öğrendiğimiz yaşam boyu devam eden bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Bu süreçle birlikte tek tek kişiler olmak yerine toplumun üyesi olan, farklılıklarımız olduğu gibi birbirimize büyük benzerlikler gösteren toplumsal bireyler halini alırız. Toplumun değerlerini kendi kişisel değerlerimiz gibi benimser, böylece toplum tarafından kabul gören davranışı cezalandırılmak gibi bir korkuyla değil, kendi istediğimiz için gerçekleştirir yani bütün öğrendiklerimizi içselleştiririz.

Toplumsallaşma, toplumda yaşayan bireylerinin uyma davranışı göstereceği varsayımından yola çıkarak, kişiyi bir bakıma biçimlendirmektedir. İnsanların benzer davranışlar göstermesi kültürün insanlarda biçimlendirdiği ortak bir kişilik türü ortaya çıkarmaktadır. Toplumdaki belirli bir kültürel yapı toplumu oluşturan bireyleri etkileyerek bireylerin toplumsal ilgileri, istekleri ve ihtiyaçlarının şekillenmesine yol açmaktadır. Bu kültürel yapı ve kişinin öğrenme davranışı arasında önemli bir ilişki mevcuttur. Kişinin öğrenme süreci kişiliğini doğrudan etkileyen etkenler arasındadır. Bu durumda birey, içinde bulunduğu kültürel yapıda öğrendiklerinin yanında yeni özellikler de elde ederek kişiliğini şekillendirmektedir.

Toplumsallaşma Araçları

Yaşam boyu devam eden sosyalleşme sürecinde; insanlardan, kurum ve kuruluşlardan oluşan araçlar etkin olarak rol oynamaktadır. Bu araçlar, kültürlerin nesilden nesile aktarımını sağlarlarken aynı zamanda toplum içinde kendi rolümüzü bulmamıza da yardımcı olurlar.

1. Aile

Toplumla ilk kez karşı karşıya geldiğimiz ve toplumla olan ilişkilerimizin temelini oluşturan aile kurumu sosyalleşme için büyük önem taşımaktadır.  Zira duygulara ve yakın ilişkilere dayanan bu kurum, toplumu taklit yoluyla öğrenmemizi sağlayan yaşam boyu taşıyacağımız değerleri kazanmamızı sağlamaktadır.

2. Eğitim

Birbirinden farklı yapılarda ve değerlerdeki ailelerden gelen çocuklar, toplumun genel değerlerini okullarda edinirler. Eğitim, devletlerin en önemli politikasıdır çünkü yaratılmak istenen vatandaş tipolojisinin aktarıldığı kurumlardır. Öğrendiğimiz ders müfredatının yanında sadece tek tip davranışın kabul gördüğü gizli müfredat, öğretmenler aracılığı ile hissettirilmeden uygulanıyor. Bu sebeple otoriteye boyun eğmenin önemini daha iyi anladığımız okul kurumunda, ilgili değilsek bile ilgiliymiş gibi rol yapmayı öğreniyoruz bir bakıma.

3. Arkadaş Çevresi

Özellikle ergenlik döneminde daha fazla ağırlık kazanan bu ilişkiler, pek çoğumuzun alışkanlıklarını, yaşam tarzını, ilgi alanlarını hatta giyim tarzını bile etkileyebilmektedir. Bazen arkadaşlarımızın değerleri, ailemizin bize öğretmiş olduğu değerlerle çelişse bile sırf akran baskısını maruz kalarak dışlanmamak için bu değerleri kabul ettiğimiz bile olmuştur. Başlangıç bu motivasyonla çıktığımız yolculukta değerlerimiz zaman zaman değişerek alışkanlıklarımızı oluşturmuşlardır.

4. Kitle İletişim Araçları

Günümüzde pek çok çocuk ve gencin önemli ölçüde zamanını geçirdiği alanlar olan kitle iletişim araçları, kültürel alışkanlıklar, yaşam tarzı, değerler, rol modeller bakımınındın etkin araçlardır. Kitle iletişim araçlarıyla birlikte sadece içinde bulunduğumuz toplumun değerlerini değil aynı zamanda küresel bir değerler bütününü özümseriz.

Küresel konularda hızlı bir bilgi paylaşımı içeren sosyal medya bu araçlar içerisinde en çok tartışılanlar arasındadır. Nitekim hızlı iletişim ve bilgi aktarımı sağlayan sosyal medya aynı zamanda sanal zorbalık gibi bireyin hayatını olumsuz etkileyebilecek işlevlere sahiptir.

5. Din

Din hemen her toplumda toplumsallaşmanın en önemli aracı olarak en ön sıralardadır. Her din kendi içinde değerleri, yasakları, ritüelleri, normları ve bir dünya görüşünü barındırır. Bütün bu saydıklarımız ise bireysel kimliklerimizin şekillenmesinde etkili olur. Önce kendimizle, daha sonra ailelerimiz ve daha geniş çevrelerimizle kurmuş olduğumuz ilişkilere referans olarak din kurumundan oldukça fazla etkilenmekteyiz.

Toplumsallaşmanın Sanal Dönüşümü

Günümüzde durmadan gelişen yeni teknolojilerle birlikte, sosyal medya hayatımızın her alanında kendini gösteren bir parçamız haline geldi. Sosyal medya aracılığı ile ilişkilerimizin de değişime uğradığını göz önünde alırsak, yeni bir sosyalleşme anlayışının oluşması da kaçınılmaz olmuştur. Fakat bu birçok bakımdan sanal nitelikte bir sosyalleşmedir. Bazı düşünürler sosyal medyanın yeni sosyalleşmesini, insanı gerçek hayatta daha çok asosyal bir duruma ittiği gerekçesiyle “hareketsiz toplumsallaşma” olarak nitelemiştir.

Bireylerin sosyalleşmesinde aile, arkadaş çevresi, okul gibi unsur ve araçların yerini bu iletişim teknolojileri almıştır. Bu süreçte televizyon çok etkili olmasına karşın internet teknolojisiyle birlikte radikal bir değişim meydana geldi. Sosyal medya ise bu sürecin en önemli mecrası olarak işlev görmeye başından beri devam ediyor. Gerçekleşen değişim ve oluşumun temelinde, en eski çağlardan beri var olan sosyalleşmedeki temel unsurlardan zaman, mekân ve kimlik unsurları da yeni bir nitelik kazanmıştır. Artık zaman, mekan ve kimlikler sanallaşmıştır. Bu ise sanal sosyalleşme denilen bir olgunun oluşumuna olanak sağlamıştır.

Bireyler sanal mekândaki sanal kimlikler evreninde kendilerine yer bulmaya çalışırlarken, aynı zamanda ‘sosyalleşmiş’ de olmaktadırlar. Fakat bu sosyalleşme zaman zaman insanı yalnızlığa sürükleyen, toplumdan yabancılaşmasına yol açan, çoğunlukla kurgulanmış ve nesnel gerçekliği olmayan türden bir sosyalleşmedir. Çünkü sosyal medyadaki kurgusal kimliklerimiz zaman içerisinde kişiliğimizin değişmesine yol açabilir ve kendimizi olamadığımız bir insan modeline ulaşmaya çalışırken bulabiliriz.

Değişime uğrayan insan tipi sanal bir toplum içerisinde olmasıyla ne tam bu toplumun içinde yaşayan, ne de tam anlamıyla sanal dünyanın bir bireyi olarak hayatını sürdüren bir birey olabilmektedir.  Oysa sanal ortamda, yeni kültürlerin öğrenilmesini, diyalogların kurulmasını, geliştirilmesini, yeni toplumsal hareketlerin toplumsal ve siyasal söylemlerinin dolaşıma sokulmasını sağlayan elverişli bir dünya sunulmaktadır.

Bütün bu görüşlerden özetle, toplumun sahip olduklarına azar azar yabancılaşan, sosyal hayatın içindeki değerleri, normları, adetleri ve gelenek-görenekleri tam olarak algılayamayan ve hayatımıza dahil etmeyen bireyler olarak, sosyalleşmenin sanallaşmasının insan ilişkilerimizi gerçek ve anlamlı ilişkilerden uzak, yapay ve yüzeysel temeller üzerine kurmaya ittiğini söyleyebiliriz.

(Editör tavsiyesi: Web sitede yer alan “Her Şey Seninle Başlar” yazısını okumak için tıklayınız)

KAYNAKÇA

Kurt, İ. (2012). Toplumsallaşma Sürecinin ‘Toplumsanallaşma’ Bağlamındaki Yolculuğu, Bayburt Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 1-4.

Vatandaş, S. (2020). Sosyalleşme ve Sosyalleşmenin Sosyal Medya Mecralarındaki Anlamsal ve İşlevsel Dönüşümü, Erciyes İletişim Dergisi, 7(2), 816-829.

Kağıtçıbaşı, Ç. (2010). Dünden bugüne insan ve insanlar. İstanbul: Evrim Yayınevi.

KURT, İ. (2012), TOPLUMSALLAŞMA SÜRECİNİN ‘TOPLUMSANALLAŞMA’ BAĞLAMINDAKİ YOLCULUĞU, Bayburt Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi,1-4. VATANDAŞ, S. (2020), Sosyalleşme ve Sosyalleşmenin Sosyal Medya Mecralarındaki Anlamsal ve İşlevsel Dönüşümü, Erciyes İletişim Dergisi, 7(2), 816-829. KAĞITÇIBAŞI, Ç. (2010), Dünden Bugüne İnsan ve İnsanlar, İstanbul: Evrim Yayınevi.

Yazar: Pelvin Tilki

Merhaba, ben Pelvin. Sakarya Üniversitesi sosyoloji bölümü öğrencisiyim. Okumak ve araştırmak hayatımın her zaman en güzel parçası oldu. Bilgiyi birlikte çoğaltabilmek adına yazılarımın üzerinizde tesiri olması dileğiyle. Sevgiler.

2 Yorum

Yorum Yap
  1. Gerçekten sanallaşarak aslında toplumdan soyutlaşmaya doğru yol almak üzereyiz. Farkındalık oluşturan bir yazı. Elinize sağlık:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Nedir? Neden Önemlidir?

Ruh Sağlığı Okuryazarlığı

GESTALT KURAMINA GÖRE BİTİRİLMEMİŞ İŞLER

Gestalt Kuramına Göre Bitirilmemiş İşler