Kemiklerine Kadar (To the Bone) Filmi

Kemiklerine Kadar orijinal ismiyle “To the Bone”, yönetmenliğini ve senaristliğini Marti Noxon’un üstlendiği dram kategorisinde değerlendirilebilecek 2017 ABD yapımı bir filmdir. Filmin başında bir uyarı bulunmaktadır. Filmin, yeme bozukluklarıyla mücadele eden kişiler tarafından oluşturulduğu ve bazı kişilerin filmi izlerken zorlanabileceği belirtilmiştir. Senaristin söylediğine göre hastalığı yaşayanlar hakkında abartılı değil gerçekçi kareler aktarılmıştır.

Film, anoreksiya nervoza hastası Ellen’ın hikâyesini anlatır. Ellen, 20 yaşında üniversiteyi bırakan ve çizimlerini internette yayımlayan yetenekli bir kızdır. Yiyeceklerin kalorilerine takıntılıdır. Yemek yemeyi reddettiği gibi tedavi amacıyla takılan tüplerdeki damlacıkların kalorilerini bile hesapladığı için onları da istememektedir. Dolayısıyla yediği en ufak şeyi bile nasıl yakacağını düşünmektedir. Kilo almamak için sürekli mekik çeken ve bu yüzden omurgasında bazı eziklere sahip olan Ellen, hızla kilo vermektedir. Öyle ki bedeni onu sıcak tutmak için normalden fazla kıl üretmektedir.

Ebeveynleri boşanmış olan Ellen; üvey annesi, kız kardeşi ve onunla ilgilenmeyen babası ile birlikte yaşamaktadır. Ellen annesiyle çok nadir görüşmektedir. Annesi, Ellen 13 yaşındayken ona eşcinsel olduğunu açıklamış ve sevgilisiyle birlikte Ellen’dan uzakta bir at çiftliğinde yaşamaya karar vermiştir. Ellen, yemek yemeyi reddettiği için ailesi tarafından tedavi olmak amacıyla gönderildiği hastanelerden sürekli kaçmaktadır.

Film Ellen’ın mükemmeliyetçi üvey annesi ve tek sosyal desteği, güvendiği kişi sayılabilecek kız kardeşinin (Kelly) yönlendirmesiyle, Dr. Beckham’ın kurduğu sadece yeme bozukluğu tanısı konulmuş hastaların bulunduğu bir tedavi merkezine gitmesiyle başlar. Bilişsel davranışçı terapi yaklaşımıyla hastalarını tedavi eden Dr. Beckham, hastalarına karşı tedavi süreci boyunca dürüst ve serttir. Aynı zamanda kliniğinde bulunan hastalarıyla birlikte dışarı çıkıp onları hem zorlar hem de onların hayata karşı bağlılıklarını artırmaya çalışır. Ellen, gittiği klinikte farklı yeme bozukluklarına sahip hastalarla tanışır. Özellikle Luke adında anoreksik bir balerinle aralarında farklı bir bağ kurulur. Luke, ona hastalığının diliyle yaklaşır.

Film ilerledikçe Ellen’ın hastalığının kaynağı ile ilgili ipuçları gözümüze çarpar. Ailesiyle işlevsel olmayan ilişkisi Ellen’ı daha çok içine kapatmıştır. Araştırmalar anoreksiya nervoza hastalarının üçte birinden fazlasının aileleriyle yaşadıkları işlevsel bozuklukların, yeme bozukluklarının gelişimine katkıda bulunan bir faktör olduğunu bildirir. Öyle ki Ellen hem annesiyle hem de babasıyla neredeyse hiç görüşmemektedir. Ellen anoreksiya nervozayla alakalı hissettiklerini çizime aktarıp onları sosyal medyada paylaşmaktadır. Ellen’ın hesabını takip eden bir kız, bunun yüzünden kendini öldürmüş ve intihar ederken fotoğraflarını Ellen’a atmıştır. Yaşadığı bu olaydan dolayı Ellen kendini suçlu hissetmektedir. Bu travmatik deneyim hastalığının ciddiyetinin ve psikolojik hassaslığının daha da artmasına neden olmuş olabilir.

Bir sahnede kardeşi Kelly ile konuşurken, her şeyin onun kontrolü altında olduğunu söylemiştir. Aslında bakıldığında obsesif veya mükemmeliyetçi bir duruma işaret edilebilir. Ellen yememek için çok ısrarcıdır. Öyle ki Luke ile yemeğe çıktığında yemekleri çiğnememiştir ve geri çıkarmıştır. Yemek teklifini bile kalori yakmak için hızlı tempolu yürüyüş şartıyla kabul etmiştir. Bu şekilde kalori almaktan kurtulabileceğini düşünmektedir. Böylelikle bedeni üzerinde kontrol kurmaya çalışmıştır. Bu kontrol duygusu Ellen olan ismini Eli olarak değiştirmesiyle kendini daha çok gösterir. Ancak bana kalırsa Eli’nin hastalığının altında yatan en büyük faktör annesiyle kuramadığı bağdır. Hatta filmin sonunda da buna vurgu yapılmıştır. Eli’nin annesi ona bir itirafta bulunmuştur.

Annesi küçükken ona yeteri kadar ilgi göstermediğini söylemiş ve kurulamamış bağı kurmak amacıyla onu biberonla beslemiştir. O gece annesinin onu beslemesiyle aldığı kaloriyi yakmak için yürüyüşe çıktığında uyaya kalmış ve kendisini ölmüş olarak görmüştür. Gördüğü rüya onu çok etkilemiştir. Ertesi gün üvey annesinin evine gidip iyileşmek için ona söz vermiş ve Dr. Beckham’ın kliniğine gitmiştir.

Film burada bitiyor. Eli iyileşti mi onu bilmiyoruz. Eli’nin hastalığına neden olan şeyi kesin olarak bilmek zor. Lisede ve diğer yerlerde edindiği deneyimler (medya, aile, arkadaş çevresi vb.), bilinç dışına yerleşen düşünceler; erkeklerin kadın bedenleri hakkındaki düşünceleri, dergi ve reklamlardaki zayıf insanların mutlu yüzleri belki de Eli’yi, “Mutlu olmam için zayıf olmam gerek.” düşüncesine itmiş olabilir. Film içinde barındırdığı mesajlarla başta ergen ebeveynleri tarafından çocuklarında farkındalık yaratmak amacıyla ve daha sonra herkes tarafından farkındalık yaratmak amacıyla izlenmelidir.

Editör Tavsiyesi: Web sitesinde yer alan “Guguk Kuşu Filmi” yazısını okumak için tıklayınız.

Tozzi, F., Sullivan, P.S., Fear, J.L., McKenzie, J., Bulik, C.M. (2003). Causes and recovery anorexiya nervosa: The patient's perspective. İnternational Journal of Eating Disorders, 33, 143-154.

Yazar: Meryem Yılmaz

Merhaba, ben Meryem. Marmara Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık 3.Sınıf öğrencisiyim. Araştırma yapmayı, okumayı ve çalışmayı çok seviyorum. Bu nedenle öğrendiklerimi sizinle paylaşmak için sabırsızlanıyorum! Keyifli okumalar!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Otoriteye İtaat

Normatif Etkinin Etkileyici Olmayan Yönü ”Otoriteye İtaat”

Çocuklar Ne İster ? cocuklarneister

Çocuklar Ne İster ?