Linç Kültürü

Linç kelime anlamı olarak birden fazla kişinin kendilerine göre suçlu gördükleri davranışlara karşı yasa dışı ve yargılamadan öldürmesi demektir. Bir başka deyişle linç toplum içindeki bir grubun bir suçluyu veya kendilerine göre suçlu kabul ettiği kişi ya da kişilerin yargılanmasına olanak vermeden adaleti sağladığını düşünerek uyguladığı şiddet eylemidir. Bu durumda kişiler kolektif bilinçle verdiği peşin hükümlere göre eylemde bulunurlar. Her ne kadar linç kavramının tanımında öldürme ifadesi geçse de linç eylemleri her zaman ölümle sonuçlanmaz.

Linç aslında bir cezalandırma sistemidir. Kişiler veya kitleler adaletin sağlanmadığını düşündükleri olaylarda linç girişiminde bulunurlar. Burada hukukun kurallarını göz ardı etme hukuka güvenmeme durumu söz konusudur. Bu kitle etrafında oluşan kolektif bilinçte artık hukukun suçluya veya suçlulara hak ettiği cezayı veremeyeceği inancı yatar. Diğer taraftan da bu suçlunun adaletli bir yargılama sisteminden geçmesini hak etmediği, ona en layık olan cezanın ölüm olduğu düşüncesi de vardır. Dolayısıyla kitleler toplumun vicdanını rahatlatma düşüncesi ile linç eyleminde bulunur.

Şiddet eski çağlarda toplumu düzenlemeye yarayan ve zararlı bir eylem olarak görülmezdi. Çünkü eski zamanlarda şiddet toplum içinde herkese açık alanlarda görünür bir şekilde yapılabilirdi. Şiddet utanılacak bir şey olarak görülmez aksine terbiye etme aracı olarak görülürdü. Şiddete de şiddetle karşılık verilirdi. Böylece güçlü olan hakimiyeti kurma hakkını elde etmiş olacaktı. Bu yüzden o zamanlarda şiddet bir iletişim aracı olarak kullanılırdı. Bauman’a göre şiddet modern medeniyetlerde arınmış bir halde ortaya çıkar. Aslında şiddet toplum içinde gizlenir ve gözden uzak bir konuma çekilir, şekil değiştirir ve çağın koşullarına göre şekillenir. Buna göre ilk zamanlarda ortaya çıkan şiddetin açıkça gösterimi modern zamanlarda boyut değiştirerek linç etme olgusuna dönüşmüştür. Artık şiddet eylemi kendini toplum içinde linç etme üzerinden göstermektedir.

Linç Kitlesi

Linç eylemleri ya da girişimleri kitleler tarafından yapılmaktadır. Toplumda oluşan adaletin sağlanamadığı düşüncesi ile ortaya çıkan bu kitle toplu hareket ettiğinden birbirini galeyana getirerek linç eyleminin büyümesine de sebep olur. Linç eylemi en temelinde kitlesel bir harekettir ve linçe maruz kalanlar ise linç öznesi veya nesnesi olma durumuna düşmektedirler. Bu eylemde kişisel yargılama yapılmaz daha çok kitlenin önyargıları, kalıp düşünceleri hakimdir. Böylece birbirini gaza getiren, kendi adaletini sağlamaya çalışan bir linç kitlesi oluşur.

Benzer değerlere sahip olan bu kitlede “Biz ” duygusu oluşur. “Biz” duygusu dışında kalan ya da karşı gelen herkese karşı şiddet eylemi gerçekleşir. Oluşturulan bu “Biz” algısında grup içindeki kişiler teker teker suçlu sayılmaz şiddet eylemini yapan grup suçlu olarak görülür. Bu kitlenin benimsedikleri değerler dışında davranış veya söylemde bulunan herkes öteki olarak adlandırılır. Toplumda olan her olumsuz olay ve olgular öteki diye adlandırılan grubun üzerine yıkılır. Biz duygusuyla donatılmış bu kitle toplumda öteki olarak gördüğünü “günah keçisi” olarak ilan eder.

Linç kitlesinin gerçekleştirdiği eyleme vigilantism denir. Vigilantism, kanuni yargılama ve yasal güç kullanma hakkı olmayan halktan kişilerin kendilerini bunların bir parçası olarak görerek toplumsal düzeni sağlamaya yönelik faaliyetlerde bulunmasıdır. Bu halktan kişiler kendi düşünceleri etrafında adaleti ve güvenliği sağlamaya çalışarak toplum bekçiliği yapma girişimindedirler.

Vigilantism iki temel üzerine kuruludur birincisi toplumlarda şiddet olayları karşısında toplumun geleceği ve düzenine dair bir algı oluşur. Şiddet eylemlerinin artması kolektif bilinçte toplumda anomi (kuralsızlık) oluştuğunu ve toplumun gelecekte çözüleceği düşüncesi oluşur. Bu duruma sebebiyet vermemek için suçlu olan bazı kişilerin ya da kitlelerin toplumdan yok edilmesi gerektiğini düşünür ve bu düşünce kitlelerce yoğun bir duygu ile benimsenir. İkincisi ise toplumda kendi adaleti sağlamaya çalışan hiçbir hukuki yetkiye sahip olmayan bu gruplar suçlu olarak gördükleri bu azınlık grup üzerinde baskı kurmaya çalışır ve halkı da kendi yanlarına çekmeye çalışır. Buradaki en önemli faktör linç kitlelerinin sağlamaya çalıştıkları adalet konusu ve yöntemi bakımından kendilerinin haklı olduğuna inanmalarıdır.

Linçin Gösterimleri

Linçin iki gösterimi vardır: biri sanal linç, diğeri fiziksel linçtir. Fiziksel linç bir kişiye ve ya gruba doğrudan bedenlerine zarar verecek hatta onların ölümüne sebep olacak eylemlerdir. Sanal linç ise toplum ya da birey üzerinde görünür bir etki oluşturmadan sinsice yapılan bir eylemdir. Bourdieu bunu simgesel şiddet kavramı kapsamında değerlendirir. Bourdieu’ya göre simgesel şiddetin görevi toplumsal yapının tekrar üretilmesini sağlamaktır. Simgesel şiddet toplumda kültürü, eğitimi, ekonomiyi hatta toplumun kendisini de yeniden üretir.

Günümüzde fiziksel şiddet azalmış simgesel şiddet etkisini arttırmıştır. Kişiler artık birbirilerine bir alet ya da fiziksel güç kullanarak zarar vermekte çok birbirilerini bulunduğu grup içinde dışlayarak önyargılı yaklaşarak yanlış anlamaların sebep olduğu küsme gibi davranışlar sergileyip o kişiyi görmezden gelip toplumdan soyutlayarak şiddet eylemeni gerçekleştirmektedir. Bu durumda linç şekil değiştirerek toplumda görünmez bir boyut kazanmıştır.

Simgesel şiddet toplumsal hayatta kendini sessiz, tekrar eden, gerilim yaratmayan ve temassız bir şekilde göstermektedir. Elbette fiziksel şiddette kendini tekrar eder ancak her zaman aynı şekilde ortaya çıkmaz. Fakat simgesel şiddette aynı konuya aynı gösterimler ile tepki verilebilir. Simgesel şiddet tepki verilen olay karşısında bir rutin oluşturur ve artık bu tepki verilen suçlar tekrar işlendiğinde örgütlenmeye gerek kalmadan aynı tepkiler verilecektir. Bu yüzden simgesel şiddet fiziksel şiddetten daha zarar verici bir şiddet türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bourdieu simgesel şiddeti görünmeyen ve sinsice ilerleyen bir hastalığa benzetir. Kişilerin düşünce, davranış, söylemleri ve toplumsal hayattaki her alanda ve ilişkide etkisini gösterir.

Linç Kültürü LINC KULTURU resim 1

Linç ve Sosyal Medya

Linç ilk çağlardan beri toplumda görünür bir şekilde yer almakta ve zamana göre de değişerek yeni boyutlar kazanmaktadır. Linç ilk önce fiziksel boyutta ortaya çıkmıştır. Günümüzde ise teknolojinin de gelişmesiyle birlikte linç dönüşerek sanal boyuta geçmiştir

Değişen toplumsal ve teknolojik gelişmelerle birlikte toplum yapısı, davranışları, algısı değişir ve dönüşür. Linç de bu değişimden etkilenerek kendini farklı bir platformda göstermeye başlamıştır. Artık çoğumuzun hayatında teknolojik aletler girmiş durumda ve bunların insanlar arasında sağladığı yeni bir toplumsal etkileşim alanı oluştu. Sosyal medya uygulamaları sayesinde gündelik yaşamımızda kurduğumuz bireysel ya da grup ilişkilerini artık sanal ortamda da oluşturabiliyoruz. Fiziksel olarak ulaşabildiğimizden daha fazla kişiye topluma ve kültüre ulaşabiliyoruz. Bu sayede etkilendiğimiz ve etkilediğimiz kişi sayısı artmaktadır.

Sosyal medyada bireyler kendi kimlikleri ile görünür olabildikleri gibi anonim olarak da bu platformlarda yer alabiliyorlar. Birey üzerinde anominin yaratmış olduğu bilinmezlik kimliğinin açığa çıkmama duygusu bireyin cesaretlenmesine neden olmaktadır. Bu yüzden sosyal medya üzerinde yapılan linç eylemleri kimliklerin bilinmezliği sebebiyle daha yıkıcı etkiler yaratmaktadır. Sanal ortamda gördüğümüz bu simgesel linç eylemi çok kişinin hayatını tehdit etmekte hatta onların hayatlarını durdurma noktasına kadar getirebilmektedir. Diğer taraftan sanal ortamda yapılan ve sürekli tekrar eden bu linç eylemleri zamanla toplumun ilgisi dışında kalarak kayıtsızlaşma halini oluşturmaktadır. Linç kitlesi tarafından suçlu görülüp linç edilen kişilerin maruz kaldığı şiddet eylemi toplumun da kayıtsız kalmasıyla birlikte normalleşerek şiddeti görünmez kılacak ve şiddet görenin de hakkının yenilmesine sebep olacaktır.

Linç ve Nefret Söylemi

Nefret söylemi basit bir şekilde bir kişiye veya gruba söylediğimiz olumsuz, kırıcı sözler bütünü olmakla birlikte şiddete zemin hazırlamaktadır. Nefret söylemi bir kişinin veya grubun ait olduğu din, ırk, dil, cinsel yönelim ve kimliği, sosyo-ekonomik sınıfı ya da bireyin fiziksel görünüşü, zekası üzerinde yapılan aşağılamaya ve yıldırmaya dayalı bir söylemdir. Nefret söyleminin hâkim olduğu kitlelerde “Biz” olma duygusu vardır. Biz olarak bir arada hareket eden kitleler kontrolsüzce ilerleyerek önüne çıkan güçsüz gördükleri her şeyi ezmeye çalışmaktadır. Biz olarak ait hissettikleri grubun değerlerini benimseyerek farklı olana tahammül etmeme duygusu oluşur. Dolayısıyla toplumda ayrımcılık, ırkçılık, homofobi, yalnız kalma dışlanma korkusu, cinsiyetçilik, önyargılar artmış olacak. Bu durumda toplumun ayrışmasına toplumsal ilişkilerin zayıflamasına neden olacaktır.

Sonuç olarak linç sosyolojiyle toplum ve kültürü içermesi bakımından ilişkilidir. Şiddet kültür bağlamında gelişir ve toplumlarda kültürün yansıması şiddet üzerinden görülebilir. Toplumda meydana gelen sorunların çözüme kavuşturulmasında izlenen yol da (eğer şiddete başvuruluyorsa) kültürle doğrudan bağlantılıdır. Kültür aynı zamanda şiddeti engelleyen bir unsur olabilirken şiddete yönelten bir unsur da olabilir. Linç sadece şiddet eylemi değildir. Linçin diğer şiddet türlerinden ayrılmasının en önemli sebebi topluma mal olmasıdır. Topluma mal olan her şey gündelik yaşamda bireyler üzerinde de etkisini göstererek onların hem kişisel hem de toplumsal ilişkilerini belirlemede etkili rol oynamaktadır.

(Editör Tavsiyesi: Web sitesinde yer alan ”Epikuros Ahlak Felsefesi Üzerine” yazısını okumak için tıklayınız.)

Kaynakça:

Aksöz, C. (2019). SOSYAL MEDYADA NARSİSİZM VE LİNÇ KÜLTÜRÜ. Aloğlu, E. (2018). Sosyolojik Perspektiften Linç Ve Toplumsal Şiddet Sarmalı . Sosyoloji Dergisi. Okur, A. (2020). Güzellik algısı üzerinden sosyal medyada linç kavramı: Armine Harutyunyan örneği. Abant Kültürel Araştırmalar Dergisi. Özkan, Ü. D. (2017). Toplumsal Şiddet Eylemi Olarak Linç. Güvenlik Çalışmaları Dergisi.

Yazar: Gülden Erden

Merhaba ben Gülden. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyoloji bölümü mezunuyum. Yazılarımda sosyolojik bir bakış açısıyla toplumsal olay ve olguları inceleyeceğim. Aynı zamanda yaşadığımız dünyayı ve toplumu anlama çabasında sizlere ayna tutacak içerikler üreteceğim.

6 Yorum

Yorum Yap
  1. Günümüzde linç kavramının içinin boşaltılması ve farklı anlamlarda farklı şekillerde kullanılması.. Bu nedenle açıklayıcı bir yazı olmuş, emeğinize sağlık!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pandeminin Çocuklarda Yarattığı Anksiyete kapak

Pandeminin Çocuklarda Yarattığı Anksiyete

Narsisizm Hakkında kapak

Narsisizm Hakkında