Orta Çağ’da Cadı Avı

Modern feminizm, Orta Çağ cadılarını ilk atalarından saymaktadır. Cadılar ya da cadı olarak adlandırılan kadınlar, erkek profesyonelliğine ve zalimce ataerkil bir kiliseye karşı kadının zanaatlarını ve tıbbi becerilerini korurlar.

Modern feminizm, Orta Çağ cadılarını ilk atalarından saymaktadır. Cadılar ya da cadı olarak adlandırılan kadınlar, erkek profesyonelliğine ve zalimce ataerkil bir kiliseye karşı kadının zanaatlarını ve tıbbi becerilerini korurlar. Cadılık kadınların protestosunun kültürel biçimlerinden biridir ve hem bunun hem de diğer biçimlerinin tarihini araştırmak gereklidir. Orta çağ, kadın hareketlerinin oluşmasında önemli bir dönemdir. Bu dönemde özellikle kilisenin “büyücü” ya da “cadı” olarak adlandırılan kadınlara yaptığı işkenceler ve uyguladığı kıyım kadın hareketinin oluşmasında temel olmuştur.

Kadınların toplum içindeki birey olarak var olma mücadelesi, kadın erkek eşitliği, seçme ve seçilme hakkı gibi hâlen daha günümüzde devam eden kadın hakları mücadelesinin kökenleri çok eski zamanlara dayanır. Kadınların yoğun bir şekilde yargılandığı ve katledildiği cadı mahkemeleri, kadın tarihi açısından oldukça travmatik bir süreç olmuştur. Kadınların birey olarak algılanmadığı, karar verme yetkisi tanınmayan dönemde bir de cadı ithamlarıyla öldürülmeleri ile Orta Çağ karanlık dönem olarak tarihe geçmiştir.

1350-1780 yılları arasındaki dönemi kapsayan cadı avı çağı ile çoğunluğu kadınların oluşturduğu insanlar vahşice öldürülmüşlerdir. Bu süreçteki kadın algısı ve cadı oldukları iddiası ile yargılanan kadınların şeytan ile iş birliği yaptıkları düşüncesi resim sanatındaki eserleri de etkilemiş. Cadılar, büyü yapan kadınlar, ayinler betimlenmiştir. Erkek ve din egemenliği ile kadının cinselliği, bedeni, çekiciliği büyülü bir şekilde şeytanla iş birliği yapan kadının erkeği baştan çıkardığı düşüncesine evrilir ve kadın olma rolleri toplum tarafından tanımlanır.

Cadı avı ilk başladığı yıllarda ebeler ve şifacı kadınlar mutlak hedef olarak seçilmişti. Doktorların olmadığı
yerleşim yerlerinde şifa dağıtmaya çalışan, bitkilerin iyileştirici gücünden yararlanan ve kadınlara doğum yaptıran kişiler cadı olarak suçlanmaya başlandı. Bu kişileri tutuklamak ve ceza vermek için tek bir kişinin kiliseye ihbarda
bulunması yeterliydi. İhbar edilen kişinin cadı olduğunu ispatlamak için çeşitli testler uygulanırdı. Bunlardan en ilginç olanı ise kanama testiydi. Cadılar şeytanın yeryüzündeki temsilcisi olduklarına göre vücuduna ne yapılırsa
yapılsın kanama olmazdı. Bu düşünce temel alınarak cadı olarak damgalanan kadınların tüm vücuduna iğne batırılırdı. Bu test oldukça uzun bir işkencenin ardından sonuçlandırılırdı. Artık bağırmaya dahi gücü kalmayan kadınların kanı çekilir en sonunda kan gelmiyor denilerek cadı olduğu ispatlanmış olurdu.

Bunun yanı sıra gergi, cadı tartma, dokunma gibi aşağılayıcı işkence yöntemleri bulunmaktaydı. Yapılan
işkencelerin birçoğunun bir cinsel istismar olduğunu düşünürsek birçok kadının sadece utanç duygusundan kurtulmak için suçlu olduklarını kabul ettikleri varsayılabilir.

Kadınların cadılıkla suçlanmasının altında yatan ekonomik, ideolojik, dinsel ve ataerkil gerçek ve nedenler bulunmaktadır.

Cadı avı sonrası cadı ilan edilen kişilerin yakıldığı odunların ve bağlandıkları iplerin parası yine kendilerinden alınırdı. Maddi olarak iyi durumda olan bir cadı cezalandırıldıktan sonra kilise yetkilileri onun mirasını sahiplenir çeşitli ziyafetler düzenlerdi. Geri kalan miras ise kilise ve hâkim arasında bölüştürülürdü. Para uğruna yapılan asılsız kampanyalar öyle bir noktaya vardı ki 17. yüzyılda bu durum toplumsal ve dinsel bir histeri boyutuna ulaştı. Şifacı kadınların tıp bilgisi de onların yakılmalarıyla birlikte kül olup gitmişti. Avrupa uzun yıllar sürecek olan salgın
hastalıklarla artık mücadele edemiyordu.

Cadıların ölüm fermanını imzalayanlar salgın hastalıklara kurban gitmeye başlamıştı. Bu durumu ilk fark eden İngiltere oldu. 1736 yılında cadılık suç olmaktan çıkarıldı. Ancak daha çok uzun yıllar dünyanın pek çok
bölgesinde kadınlar farklı sebeplerle katledilmeye devam etti ve ne yazık ki hâlâ ediyor.

Kötü şöhretli ve ağır şekilde kadın karşıtı olduğu bilinen 15. yüzyıl cadı avlama kılavuzu Malleus Maleficarum’da (Cadıların Çekici) aynı zamanda erkekler de yer alıyor. Kitapçık, kadınların algılamada kısıtlı oldukları için iblislere karşı korunmasız olduğunu ileri sürüyor. Bir bölümüne göre: Kadınlar, kusurlarından ilki olan akılsızlıklarından ötürü yazgılarına karşı çıkmaya daha eğilimliler böylece ikinci kusurları olan aşırı tutkuları… İntikamlarını
büyücülük aracılığıyla almak istiyorlar. Bu nedenledir ki bu cinsiyete mensup birçokları cadıdır.

Bütün bu ithamları göz önünde bulundurduğumuzda günümüzde de halen benzer zihniyetlerin sürdürüldüğünü ne yazık ki acı örnekleriyle birlikte görmekteyiz. Kadına olan bakış açısının değişmediğine, toplumdaki her alanda ayrımcılığın süregeldiğine ve kadının ‘ikinci cins’ olarak adlandırıldığına tarihin her alanında sert bir biçimde şahit olmaktayız.

(Editör Tavsiyesi: Web sitesinde yer alan ”Cezaevi Psikolojisi: Anneler Mahkum, Çocuklar Mahpus” yazısını okumak için tıklayınız.)

Yazar: Selin Sönmez

Merhabalar, ben Selin. Sosyoloji lisans mezunuyum. Bu platformda siz okuyuculara toplumsal düzlemde yer alan güncel problemleri ele alarak seslenmek isterim. Umarım severek okursunuz.

2 Yorum

Yorum Yap
  1. yine farklı bir açıdan bakmamızı sağladığın bir konu, kalemine sağlık
    devamını bekliyoruz.

  2. Çok farklı bir konu olmuş başarılarınızın devamını dilerim ☺️🌸

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Trikotillomani

Trikotillomani (Saç Yolma Bozukluğu) Nedir?

Anoreksiya Nervoza Nedir? anoreksiya nazan

Anoreksiya Nervoza Nedir?