Psikomitoloji Nedir?

Psikomitoloji, asırlar boyu anlatılan mitoloji, destan ve masal gibi eserlerin o toplumun veya o bölgenin davranışsal ve ruhsal olarak psikodinamik kuram ve gözlem yoluyla incelenmesidir. Buradan alınan gözlemlerle, günümüz toplumuna yansımaları da gözlenmiş olur. İnsan ve doğanın bütünleştiği bu hikâyelerde o dönemin sosyal ve psikolojik durumlarına açıklık getirmektedir. Psikomitoloji, binlerce yıldır mitlerde anlatılanlar psikolojik arketiplerin temsilcisidir. Psikomitoloji ayrıca vakalara paylaşılan örnek hikâyelerdir. Psikomitoloji sadece metinsel olarak bakılmamalıdır. Bu anlamda psikodinamik olarak, antik sembolleri, müzikleri ve yemekleri de inceleyebiliriz.

Psikoloji ve mitoloji birbirinden ayrı konular gibi düşünebiliriz. Ama aslında bu tamamen yanlış bir düşünce temeli olur. Mitler, destanlar ve masallar insanların düşünce ve bilinçlerinin yansıtmış eserleridir. Bu geçmişten gelen hikayeler bireysel veya kolektif bir arketipler üretebilirsin. Bu günümüzde ki televizyon dizileriyle benzer bakış açısına dayanır. Mesela bir ülkenin tanımak için o ülkenin ürettiği televizyon dizi ve filmlerine göz atabilirsin. Bu o ülke hakkında senin kolektif bir arketip üretmeni sağlayacaktır. İşte bir ülkenin filmleri ve dizileri gibi senaryodan doğmuş bu içerikler aynı mitoloji hikayeleri gibi bireyi ve toplumun psikodinamik durumunu yansıtmaktadır.

Psikoloji ve mitoloji birbirinden ayrı konular değildir. Çünkü psikolojinin içerisinde yer alan birçok isimlendirmede mitolojiden gelmiştir. Bunlar örnek olarak verecek olursak; adonis Kompleksi, androgynos, andromeda Kompleksi, asil Sendromu, catharsius vb. Bunları ilerleyen başlıklarda detaylı inceleyeceğiz.

Doğayı ve insana özgü hayal ürünü hikayelerin toplamı olan mitoloji, tıpkı bilim gibi insanın evreni ve dünyayı algılama, açıklama ve anlama çabasının bir ürünüdür. Mitoloji ve bilim etkileşimi, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana varlığını sürdürmektedir. İnsan yaratıcılığının dışavurumu(psikodimaik) olan mitoloji, günümüz biliminde özellikle terminolojik bağlamda yoğun olarak kullanılmaktadır. Bu noktada mitolojik arketipler, insan varoluşsal oluşumuna ışık tuttukları ve anlatım kolaylığı sağladıkları için tıp, psikoloji, sosyoloji, edebiyat, iletişim ve yönetim basta olmak üzere pek çok disiplin tarafından ilgilenilmektedir.

Psikomitoloji kavramı, modern psikolojide yavaş yavaş yer almış ve günümüzde tekrar popülerliğine kavuşmaya başlamıştır. Günümüz çerçevesinde Türkiye’de Prof. Dr. M. Bilgin Saydam makalelerine daha çok rastlamaktayım.

(Editör Tavsiyesi: Web sitesinde yer alan ”Psikolojik Kökenli Mide Bulantısı” yazısını okumak için tıklayınız.)

Mitoloji Nedir?

Mitoloji, insanın tarih öncesinden günümüze dayanan uzun öyküsüdür. Mitoloji, ‘mythos’ ve ‘logos’ sözcüklerinden türetilmiş bir terimdir ve dilimizde ‘masal, efsane, söylence’ gibi sözcüklerle karşılanmaktadır (Hançerlioğlu, 1999: 266). Bu anlamda mitoloji, insanın tarihi başlangıcından beri kendini göstermiştir. Bireyi ve toplumun yaşamlarında gördüğü olağanüstü veya anlamlandıramadığı durumları anlatan kurgusal hikayelere verilen isimdir.

Psikomitoloji Nedir? psikomitoloji resim 1

Psikomitolojik Yaklaşımları

Psikomitolojik yaklaşımları, mitoloji türünden anlaşılması ve psikodinamik olarak incelemesi için kullanılan bakış açılarıdır. Bu bağlamda mitolojik öykülerin yapısını anlamakta önemlidir.

Alegorik Teori

Mitolojilerin en eski analiz şeklidir. Alegori; bir görüntü, bir yaşantı, düşünce, kavram veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için simgesel bir bağ kurulması ve bu bağın heykel ya da resim aracılığıyla görsel sanatlarda aktarılması. Mitolojiler bir nevi alegorilerdir. İçerisinde derin anlamlar gizler. İlkel bilgeliğin, bilgeliğini içermektedir.

Sembolik Teori

İnsanlık tarihi boyunca yazıdan bile öncesi insanlar kendi davranış ve düşüncelerini mağara duvarlarına yansıtmakla başlamıştır. Sembolizm psikodinamik olarak bir insanın bilinç dışı davranışına en iyi yansıttı yöntemdir. Bir çok toplumun kendi anlamları içinde sembolleri bu toplumlarında benzer semboller üreterek birbirine yakınlıkları vardır. Eski insanlar ebedi hakikat kavramlarına sahiptirler, bu gerçekleri de sembollere gizlemişlerdir.

Rasyonel Teori

Bir olayın yanlış anlaşılmasının sonucu olan üretilen ve türetilen mitolojik hikâyelerdir.

Örnek: Sentorlar, efsaneye göre yarı at ve yarı insandır. Temeli ata binen boğa güreşçilerine dayanmıştır. Tarihte hikaye yanlış anlaşılmalarla mitolojik ‘’sentorlar’’ ortaya çıkmıştır.

Örtüşme Teorisi

Örtüşme teorisi, antik dönem filozofu Euphemeros’tan (MÖ 300) sonra adlandırıldı. Bu teoriye göre insanlar mitolojik hikâyelerde tanrılaştırılmıştır. Bunu birçok destan ve mitoloji örneklerinde görmekteyiz. Dönemin güçlü lideri veya hükümdarı nesilden aktarılacak olan hikayesini güçlü ve destansı aktarılmasıyla oluşmuş ve yüceltilmiştir. Günümüzde bildiğimiz, Zeus, Odin, Ra vb. tanrılar aslında bir zamanlar yaşamış hükümdarlardı. Bazı doğaüstü yetenekleri aslında abartılı şekilde yazılmasıdır. Bu mitolojik hikayeler o kadar etrafa yayılmıştır ki, dünyanın her yerinde benzer hikayelere rastlamanız mümkündür.

Antik Mısır döneminin önde gelmiş bir eğitim şekli vardı. Çağın en büyük filozofları, matematikçiler ve tıpçıları burada yetişmişti. Onların zamanında kalma Osiris öğretilerinde geçen bir söz vardır;

İnsanlar ölümlü tanrılardır, tanrılar ise ölümsüz insanlar

Doğa Teorisi

Mitler meteorolojik ve kozmolojik olaylarla da ilgilidir. Tanrılar yukarıda teoride de bahsettiğimiz gibi doğanın güçlerini kontrol eder. Antik mısır yazıtlarında okuduğum bir metinde Ra güneşin tanrısı, karanlığı tanrısı Seth dünyanın etrafında kavalarmış. Bu anlamda aslında anlatılmak istenen gündüz ve gece oluşumudur. Güneş, ayı her gün kovalar ve bu sayede gece gündüz oluşur.

Ritüel Teori

Ritüel ve Mitoloji birlikte yaratıldı. Mitler, ritüele eşlik edecek kelimelerdir. Ritüel kelime anlamı olarak bir uygulama yapma eylem yapma anlamındadır. Mesela bir toprağa tohum ekmek ve sulamak aslında bir ritüeldir. Daha derin mantıkta ritüel, yapılan bir uygulamanın fiziksel farklı sonuçlar doğurmasıdır. Mitolojik hikâyelerde yüzyıllarca birbirine bağlı bir şekilde yaşadılar. Bu hikâyeler üzerine inançlar ve dinler oluştu. Bunlarda kendi mitolojisine göre ritüellerle ortaya çıktı.

“Mitoloji, ritüeli ima eder; ritüel, mitoloji anlamına gelir; bunlar bir ve aynıdır.”

Robert Graves

Fonksiyonel Teori

Mitolojiler eski olayların yaşandığı abartılmış hikâyeleridir. Daha sonraki uygulamaları toplumun fonksiyonel yapıları oluşturabilir. Örnek olarak Türklerin efsanelerinde yer alan turan taktiği, destanlarındaki ordu ve savaş taktikleri günümüzde kullanılmaktadır. Buna benzerde günümüzde dinlerin içinde de mitolojiden gelen ritüellerde mevcuttur.

Tarihsel Teori

Mitler, gerçek olayların tarih öncesi kayıtlarıdır. Onlardan erken tarih hakkında bilgi edinebilirler ve çıkarım yapabiliriz. Bu yüzden tarihsel olaraktan bilgilendirici metinlerdir. Ama yanıltıcı olabilmektedir. Örnek: Truva Savaşı, vb.

Psikomitoloji Nedir? psikomitoloji resim 3

Psikomitoloji Alanında İlgilenen Bazı Önemli Kişiler

Psikomitoloji alanında birçok ünlü psikolog ve psikiyatrist çalışmalar yapmış mitoloji ve psikoloji arasında benzerlik kavramlarını araştırmıştır. Sadece bu alanda psikologlar araştırma yapmamıştır bunun yanında antropologlar, edebiyatçılar gibi birçok alanda ünlü insanlar bu konuda düşüncelerini kaleme almışlardır. Bu alanda en çok bilinen Sigmund Freud, Carl Gustav Jung, Alfred Adler, vb. birçok bilim insanın ilgilendiğini görmekteyiz.

Sigmund Freud

Freud, rüya gördüğümüz sembollerinin veya objelerin insan aklı için önemli olduğunu ve bilinçaltında bir şeylerin sembolize edildiğini düşünmektedir. Rüyalar ve mitoloji arasındaki benzerlik kurarak bunları birleştirmiştir. Çünkü rüyalar gibi zamansız dünyada geçen mitoloji hikâyeleri benzerlik gösterdiğini düşünmektedir. Mitoloji, uyanmakta olan rüya dünyasını sistematikleştirmeye çalışır.

Örnek olarak Freud, Oedipus kompleksinin içeriğini Yunan mitolojisindeki Sophokles’e ait Kral Oedipus tragedyasına dayandırır.

Carl Gustav Jung

Jung, mitolojinin kolektif bilinçdışının ifadesi olduğunu düşünmektedir. Jung’a göre insanlığın kolektif bilinçaltına bağlanıp bu simgeleri, varlıkları buradan çekip dünyamıza da getiren bizleriz. Buna göre, bilinçdışında herkesçe ortak olan bir imgelem düzeyi olduğunu ileri sürmektedir. Hastalarının rüya içeriği ile yaygın birçok kültürde yer alan mitolojik (mitsel) ve dinsel temalar arasında oldukça benzerlik olduğunu da keşfetmiştir. Bir toplumda ortak olan semboller olan “arketip” olarak tanımlamıştır. Arketipler rüyalarda ve mitolojilerde ortaya çıktını düşünmektedir. Sembolizm ve ezoterik konularla ilgilenen Jung, psikomitoloji alanında da önemli isimlerden birisi haline gelmiştir.

Claude Lévi-Strauss

Claude Lévi-Strauss, Fransız antropolog, etnolog ve yapısalcı antropolojinin en önemli isimlerinden biridir. Mitler toplumlarla bir iletişim türü olduğunu düşünmektedir. Ona göre mitolojide yapı önemlidir. Mitoloji ve efsaneleri bileşen parçalara ayırır. Ortak kalıplara dayalı insan davranışı gözlemlemektedir. Toplum, işlevsel birlik ile tutarlı bir yapıya sahip olduğunu düşünür. Mitoloji bu farklılıkları uzlaştırmaya çalışır.

Vladimir Propp

Vladimir Yakovlevich Propp, en basit indirgenemez yapısal birimlerini tanımlamak için Rus halk masallarının temel yapısal unsurlarını analiz eden bir Sovyet folkloristi ve bilgindir.

Rus edebiyatındaki masalları ve mitolojiyi tematik parçalar halinde analiz etmiştir. Tekrarlayan masal yapıları gereği öğeler doğrusaldır. Bu yapısal yaklaşım analiz için yararlıdır. Propp, mitolojiyi incelemiş ve karşılaştırmıştır. Bu neden psikomitoloji alanında önemli isimlerden birisi olmuştur.

(Başlangıçta Her Şey Tozlarla Kaplıydı Yazısını Okumak İçin Tıklayınız)

Psikoloji Alanında Mitoloji Kavramları (Psikomitoloji Kavramları)

Psikoloji alanında birçok mitolojik kavram ve hikâyeden gerek isimlendirme gerek ise anlam bütünlüğü kazanan kavramlar ortaya çıkmıştır. Psikoloji tarihinde antik yunan dönemlerinde İsimlendirmelerinde büyük bir bölümü antik yunan mitolojisindendir. Platon ve Aristo gibi önemli şahsiyetlerinde bu konuda etkisinin olduğu aşikârdır.

Mitoloji ve bilim arasındaki semantik ortaklıktan hareketle, tıp ve psikoloji basta olmak üzere bilimsel terminolojide mitsel sembollerin genis kullanıma sahip oldugunu ileri sürmek mümkündür. Bu anlamıyla bilimsel terminolojide mitsel ögelerin kullanılması; anlatım kolaylığı sağlamasının ve insanlıgın ortak dilinden yararlanma olanagı sunmasının yanı sıra mitleri somutlastırmakta, yasama gücü kazandırmakta ve farklı düzlemlerde varlık göstermelerine aracılık etmektedir.

Psikomitoloji Nedir? psikomitoloji resim 2

Mitler, bizi kendimiz hakkındaki en soylu ve en samimi doğrulara götüren ruhani metaforlardır. Hillman psikenin, diger bir deyisle Jung’un ortaya attığı bilinç ve bilinçdışını içeren kisiligin temelinin mitlerden oluştuğuna dikkat çekmekte ve bu bağlamda psikolojinin de nihayetinde bir nevi mitoloji oldugunu ileri sürmektedir. Bilinçaltının mitolojik boyutundan kaynaklanan bu ve benzeri söylemler, psikoloji literatüründe mitsel ögelerin yeğlenmesi sonucunu doğurmaktadır. Bu bağlamda psikoloji literatüründe geniş bir kullanım alanına sahip olan ve psikomitolojinin temelini teşkil eden mitsel ögeler su şekilde özetlenebilmektedir.

Aşağıda vermiş olduğum kavramlar psikomitoloji alanında psikolojik kavramlardır;

  • Adonis Kompleksi
  • Androgynos
  • Andromeda Kompleksi
  • Asil Sendromu
  • Atreus Kompleksi
  • Catharsius
  • Daphne Miti
  • Dor Askı
  • Echo
  • Elektra Kompleksi
  • Ephialtes
  • Eros
  • Golem Mitosu
  • Hebe
  • Herakles
  • Hermaphroditos
  • Hypnos
  • İkaros
  • Lokaste Kompleksi
  • Janus Figürü
  • Kassandra Kompleksi
  • Klytaimnestra Kompleksi
  • Kronos
  • Labyrinthos
  • Lesbos
  • Lethe
  • Luna
  • Medeia Kompleksi
  • Medusa
  • Mitomani
  • Mnemosyne
  • Narkissos
  • Nympha
  • Oidipus Kompleksi
  • Orestes Sendromu
  • Pan
  • Pandora’nın Kutusu
  • Persephone Kompleksi
  • Phaidra Kompleksi
  • Phobos
  • Polycrates Yüzüğü
  • Priapos
  • Proteus Sendromu
  • Psyche Figürü
  • Pygmalion Etkisi
  • Pytho
  • Satyr
  • Siren
  • Sisyphos Miti
  • Thanatos
  • Truva Atı
  • Ulysses Metaforu
  • Uranos Miti
  • Yafes ve Sam Kompleksi

Adonis Kompleksi:

Sümer ve Hitit kökenli bir efsane olan Adonis, özünde toprak- bereket temalı bir öyküdür. Suriye Kralı Thesias’ın ya da Kıbrıs Kralı Kinyras’ın kızı olan Myrrha ya da diğer ismiyle Smyrna, Ask ve Güzellik Tanrıçası Afrodit’in lanetine uğrayarak babasına asık olmuştur. Dadısının kurduğu bir düzen sonucunda on iki gece boyunca babasıyla birlikte olan genç kadın, bu birliktelikten hamile kalmıştır. Ancak son gece, birlikte olduğu kadının öz kızı olduğunu anlayan ve içinde bulunduğu büyük günahın farkına varan babası tarafından öldürülmek istenmiştir. Myrrha’nın düstügü duruma üzülen ve onu babasının haklı gazabından kurtarmak isteyen Tanrılar, genç kadını mersin ağacına çevirmişlerdir. Bir süre sonra mersin agacının kabugundan çok güzel bir bebek dünyaya gelmiştir.

Adonis ismi verilen bebeğin güzelliğine hayran kalan Afrodit, onu büyütmesi için Yeraltı Tanrıçası Persephone’ye verse de, geçen zaman zarfında Adonis’e sahip olmak isteyen iki Tanrıça birbirine düşmüştür. Tanrıçalar arasındaki kavgaya yargıçlık eden Zeus; artık bir delikanlı olan Adonis’in yılın ilk dört ayı Persephone’nin, sonraki dört ayı da Afrodit’in yanında geçireceği, kalan zamanda da istediği yerde yaşayabileceği kararını vermiştir. Adonis’in kalan zamanı da Afrodit’in yanında geçirmek istemesi diğer Tanrıların kıskançlığa ve Adonis’in üzerine bir yaban domuzu salmalarına neden olmuştur. Kasığından yaralanan Adonis, kanaya kanaya can vermiş ve toprağı sulayan kanları Manisa Lalesi olarak adlandırılan bahar çiçeklerinin yetişmesini sağlamıştır.

Anadolu ve Suriye basta olmak üzere tüm Güney Akdeniz kültürlerine konu olan bu mit; kısın yeraltında saklanan, baharın gelişiyle birlikte fışkırarak hayat bulan bitkisel varlığı simgelemektedir. Essiz bir güzelliğe sahip olan ve kasıgından aldığı ölümcül yara nedeniyle can veren Adonis, insan anatomisine de konu olmus ve kasıkla karın arasında yer alan kasa ismini vermiştir. Birçok siir ve masala esin kaynagı olan bu mitolojik kahramana, psikofarmakoloji literatüründe de rastlamak mümkündür. Bu bağlamda sakinleştirici şurup yapımında tat verici -excipient- madde olarak kullanılan ve botanik biliminde ‘adonis vernalis’ olarak bilinen bitki, ismini Adonis’den almaktadır. Asya’nın ılıman bölgelerinde ve Avrupa’da yetisen bu bitki, Türkiye’de ‘kanavcı otu’, ‘avcı otu’ ya da ‘keklik gözü’ olarak tanınmaktadır. (Birand, 1952, s.73).

Adonis miti, psikoloji literatüründe erkeklerin vücutları ile ilgili takıntılarını ifade eden Adonis Kompleksi -Adonis Complex- ile karşılık bulmaktadır. Çağcıl erkeğin bedeni ile ilgili takıntılarını ve kimlik bunalımlarını ifade eden Adonis Kompleksi, kas dismorfofobisini de kapsayan bir niteliğe sahiptir (Pope vd., 2002).

Androgynos:

Canlıların dualizmini ifade eden en ünlü mittir. Aristophanes, eskiden insan soyunun şimdiki gibi kadın ve erkek diye ikiye ayrılmadığını ve androgynos denilen her iki cinsi de içine olan bir üçüncü cinsin yasadığından söz etmektedir. Bugün ortadan kalkan ve geride saygınlığını yitirmiş adı kalan bu insanlar dört el ve ayağa, iki yüze ve iki üreme organına sahip olmalarının yanı sıra yarısı diğerinin üzerine kapanmış yuvarlak bir küre seklindedir.

Olağanüstü güçlü ve cesur olan androgynler bir gün Tanrılara saldırınca, Tanrılar tarafından cezalandırılmış ve ortadan ikiye bölünmüşlerdir. Böylece her yarı androgyn, umutsuzca öbür yarısını aramaya başlamıştır. Karşılaştıklarında birbirlerine duydukları sefkat, güven ve sevgi olağanüstüdür. Tek istedikleri birbirlerinden hiç ayrılmamak, sevilen nesneyle kaynaşmak, onun içinde erimek ve iki yerine tek olabilmektir (Platon, 2002, s.36-39). Psikoloji literatüründe androjen kelimesi -ki androjen, aynı zamanda erkeklik hormonudur-; hem kadın, hem de erkek karakteristiklerine sahip olmak anlamına gelmektedir. Androjen kisi, cinsiyetinin gerektirdiği baskın davranışları göstermeyip karsı cinsle ortak denebilecek davranış özellikleri sergilemektedir.

Andromeda Kompleksi:

Psikoloji literatüründe Andromeda; içinde bulunduğu zor koşullardan ve kendisini bağlayan sorumluluklardan uzaklaşmak için, karsısına çıkan ilk erkeğin etkileyici sözlerine inanarak hayatlarını mutlu geçirme hayalleri kuran kadınları tanımlamak için kullanmaktadır. Neredeyse tüm kadınların bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde Andromeda Kompleksi yasadıklarını ileri sürmek mümkündür. Bu kompleks; kadınların tüm yaşamlarını kısıtlamakta, yasamdan aldıkları doyumu azaltmakta, ilişkilerinin sınırlarını belirlemekte, zorluklarla savaşmak yerine yaşamlarını bir erkek tarafından kurtarılmayı bekleyerek geçirmeleri ve evlenmiş olmak için evlenmeleri sonucunu doğurmaktadır.

Mitoloji literatüründe Andromeda, Aithiopia Kralı Kepheus ile Kassiepeia’nın kızıdır. Andromeda’nın güzel ve kibirli olan annesi Kassiepeia, tüm Nereus kızlarından daha güzel olmakla övündüğü için Nereus kızları tarafından Deniz Tanrısı Poseidon’a şikâyet edilmiştir. Bunun üzerine Tanrı, Aithiopia’ya korkunç bir ejder göndererek tüm ülkeyi birbirine katmıştır. İçine düştüğü kötü durumdan kurtulmak isteyen ve kâhine başvuran kral, tek çözümün kızını ejdere kurban etmesi olduğunu öğrenmiştir.

Çaresizliği ve halk tarafından da zorlanması, kralın kızını ejder tarafından yenmek üzere bir kayaya bağlamasına neden olmuştur. Ancak canavar Andromeda’yı parçalamak üzereyken, Pegasus -kanatlı at- üzerinde gökyüzünde dolasan Perseus yere inmis ve canavar Gorgo’yu öldürmüştür. Kayaya bağlı güzel Andromeda’yı gören Perseus, ona asık olmus ve kralın da izniyle onunla evlenmiştir. Andromeda ile sözlü olan ve aynı zamanda amcası olan Phineus, adamlarını toplayarak düğün gecesi Perseus’a saldırsa da, Gorgo’nun kafasını kendilerine doğru tutan Perseus tarafından adamlarıyla birlikte tasa dönüştürülmüştür. Tüm bunların sonucundaysa Andromeda, kendisini tüm baglarından ve güçlerden kurtaran Perseus ile uzun ve mutlu bir ömür geçirmiştir. (Grimal, 1997, s.71; Erhat, 2003, s.38).

Bir diğer rivayete göre ise, Habesistan Kralı Kepheus’un esi olan Kraliçe Kassiepeia’nın güzelliğini Nereus kızlarının güzelliğinden daha üstün tutması Tanrıları öfkelendirmiş ve insan yiyen bir ejderi ülkeye göndermelerine neden olmustur. Ejderin geri dönmesi için tek şart, Kepheus ile Kassiepeia’nın kızları Andromeda’yı yemesidir. Güç durumda kalan Kepheus, halkın isteğine boyun eğerek kızını ejdere vermeyi kabul etmiştir. Tesadüfen Kepheus’un ülkesinden geçen Perseus, Andromeda’yı görür görmez asık olmuş ve ejderi öldürerek Andromeda ile evlenmiştir. (Hamilton, 2001, s.104 – 105).

Bu bağlamda kadınların yetişme tarzlarına ilişkin her şeyin, onlara bir başkasının parçası olacaklarının, ölene dek mutlu evlilikle korunacaklarının, destekleneceklerinin ve dibe vurmaktan kurtulacaklarının altını çizdigini ifade eden Dowling, Andromeda Kompleksi’ne paralel bu durumu bir masal kahramanı olan Sindrella aracılıgıyla açıklamaktadır. “Kadını, aklını ve yaratıcılığını tam olarak kullanmaktan alıkoyan ve büyük ölçüde bastırılmış tutum ve korkulardan oluşan olgu, Sindrella Kompleksi olarak tanımlanabilmektedir. Sindrella gibi günümüz kadını da hala dışarıdan bir şeylerin kendi yaşamını dönüştürmesi beklentisi içindedir” (Dowling, 1999, s.26).

Atreus Kompleksi:

Zeus’un ölümlü çocuklarından biri olan Tantalos, oğlu Pelops’u öldürüp pişirdikten sonra Tanrılara yedirmek istemiştir. Tantalos’un niyetini anlayan Tanrılar kendilerine sunulan yemeği reddetmişler, ancak ziyafette bulunan Toprak ve Bereket Tanrıçası Demeter dalgınlığı nedeniyle Tantalos’un oyununa yenik düşerek yemek olarak önüne getirilen Pelops’un omzunu yemiştir. Daha sonra Tanrılar, Pelops’u diriltmiş ve Demeter tarafından yenen omzunu fildişinden yapmışlardır. Pelops ile başlayan bu aile içi cinayetler, tüm soy boyunca devam etmiş ve mitolojiye Atreusogulları Laneti olarak geçmiştir. Kelimenin mitolojik kökeninden hareketle; bir babanın çocuklarını bilinçdışı olarak öldürme isteği, psikoloji literatüründe ‘Atreus Kompleksi’ olarak adlandırılmaktadır.

Catharsius:

Catharsius, Yunan mitolojisinin özünü teşkil eden 12 büyük Olympos Tanrısı’nın en kudretlisi olan ve Roma mitolojisine ‘Jüpiter’ ya da ‘Jove’ olarak geçmiş olan Zeus’un sıfatlarından biridir (Mercatante, 1988, s.695). Tanrılar Tanrısı Zeus’u tanımlamak için kullanılan bu sıfat, sosyal olguların analizinde kullanılan bir kavram olarak günümüze dek gelmiştir. Genel anlamda arınma ve temizlenme anlamlarına gelen katharsis -catharsis-; gerilimi sona erdirme, rahatlama ve boşalma süreçlerine işaret etmektedir.

Antik dönemde, dinsel inisiyasyon sürecinde ruhun arındırılmasını ifade eden katharsis, sosyal psikoloji literatüründe özellikle saldırganlık ile bağlantılı olarak kullanılmaktadır. Freud tarafından bireyin saldırganlık duygularından arındırılması amacıyla kullanılan ve serbest çağrışıma dayanan bir yöntem olan katharsis, psikanaliz tedavisinde tamamen spontane bir şekilde gelişen konuşmalar sonucunda gündeme gelen bağlantılarla bazı bilinçaltı süreçlerin bilinç üstüne çıkarılmasına dayanmaktadır. Bu anlamıyla katharsis, psikenin içinde biriken baskının ortadan kaldırılması amacına hizmet etmektedir (Bushman, 2002, s.724 -731).

Golem Mitosu:

Golem, en ünlü dinamik mitlerden biridir. İnsanlık tarihinin en yaygın efsanelerinden biri olan bu mitos, tarih boyunca pek çok farklı biçim almış ve birçok sanat eserine ilham kaynağı olmuştur. Latin yazar Ovidius tarafından anlatılan Pygmalion ve Galatia Efsaneleri, Golem mitinin bir versiyonu olarak değerlendirilebilmektedir.

16. yüzyılda Prag’da yasayan haham Yehuda Löw ben Bezeuel tarafından yaratılan bir öykü olan Golem; 1915 yılında Gustav Meyrink’in ‘Der Golem’ isimli romanına konu olmuş, 1920 yılında ise sessiz film olarak Alman yönetmen Paul Wegener ve Carl Böse tarafından sinemaya uyarlanmıştır. Bu paralelde aydınlanma düşüncesinin, insan-doğa karşıtlığını insan lehine asma idealini dile getiren ilk ve en önemli edebi baş yapıtı olan Frankenstein da, bu ünlü söylenceyi temel almaktadır (Shelley, 2002).

Yapay canlı arketipi olarak ifade edilebilen Golem, bilimin yıkıcı sonuçları ve yanlış kullanımı üzerine sorgulamalar yapılmasını sağlamaktadır. Collins ve Pinch, bilim ve Golem arasındaki semantik benzerliklere dikkat çekmektedirler. Bilim bütünüyle ne iyi, ne de bütünüyle kötüdür. Golem de ne zaman ne yapacağı belli olmayan, olağanüstü gücü nedeniyle potansiyel bir tehlike oluşturan fakat aynı zamanda nazik, sevecen ve yardımsever bir yaratıktır. Ancak ehli olmayan ellerde ve kullanımlarda bilim de tıpkı Golem gibi amacından saparak yanlış ve insanlık için sakıncalı durumlar yaratabilmektedir (Collins ve Pinch, 1997).

Hermaphroditos:

Tıp ve psikiyatri literatüründe, kişinin iki cinsiyete, diğer bir ifadeyle hem erkek hem de kadın cinsel organına sahip olması hermaphroditismus olarak adlandırılmaktadır. Hermafroditos miti, Androgynos mitine benzemektedir (Schmidt, 1965, s.152).

Bu bağlamda Aristophanes, erkek ve kadın cinsinin birlesimi olan hermafrodit türünü, insanların atası olarak nitelemektedir (Platon, 2002, s.36). Salmakis Efsanesi’nde adı geçen Hermafroditos, Hermes ile Afrodit’in ogludur. Bir gün dolasırken, Bodrum’da bugün Bardakçı olarak bilinen yerde bir peri olan Salmakis ile karşılaşmıştır. Hermafroditos’un güzelliğinden etkilenen ve ona hayran kalan Salmakis, tanrılara ikisini birbirlerine kavuşturmaları ve hep bir olmaları için yakarmıştır. Bu dileği yerine getiren tanrılar onları tek bir kişi yaparak, bir daha ayrılmamak üzere vücutlarını birleştirmiştir. Öyle ki Salmakis ile Hermafroditos’un birlesen vücutları ne erkek, ne de dişi olmasının yanı sıra hem erkek, hem de dişi niteliğe kavuşmuştur.

Hypnos:

Tüm canlıların ihtiyacı olan ve beyin basta olma üzere tüm vücut organlarının islevlerini belli bir süre yavaslatarak kendilerini toparladıkları bir dönemi tanımlayan uyku da mitolojik kökene sahiptir. Nyks -gece-’ nin oglu, Thanatos -ölüm-’ün kardesi olan Hypnos, uyku tanrısıdır. Roma mitolojisinde ‘Somnus’ olarak adlandırılmakta ve günesin hiçbir zaman parlamadıgı karanlık bir magarada yasamaktadır. Unutkanlık Nehri Lethe’nin hemen yanında bulunan magara çevresinde geceleri gevseten, rahatlatan ve uyku veren kokular salgılayan bitkiler yetismektedir.

Lesbos:

Seksüel psikopatalojide kadınlar arasındaki homoseksüalite, lesbianismus ya da amor lesbicus olarak adlandırılmaktadır. Terim köken olarak, günümüzde Midilli Adası olarak adlandırılan Lesbos Adası’na dayanmaktadır. Ada, Lapithes’in oglu olan Lesbos’dan ismini almıstır. Efsaneye göre bir tanrı buyruguna uyan Lesbos, Yunanistan’dan ayrılarak Midilli’ye gelmistir. Burada kralın kızı Methymna ile evlenerek adanın kralı olmus ve ismini adaya verilmistir.

Bununla birlikte M.Ö. 6. yüzyılda Midilli Adası’nda yasayan ve ilk Yunan kadın sair olarak tarihe geçen Sappho’dan hakereketle, kadın homoseksüalitesi Sapphism olarak da tanımlanmıstır. Bu baglamda yasadıgı dönemin sadece siir kurallarını degil, ahlâk kurallarını da hiçe sayan Sappho, hemcinslerine ve özellikle de Tanrıça Afrodit’e duydugu askla bilinmektedir (Cowan, 1999).

Yafes ve Sam Kompleksi:

Efsaneye göre doğru ve kusursuz bir insan olan Nuh’un, Yafes, Sam ve Ham adında üç oğlu bulunmaktadır. Tevrat’ta ve İncil’de konu edildiği üzere, çiftçilik yapan ve diktiği bağdan elde ettiği şarabı içerek sarhoş olan Nuh, çadırının içine çırılçıplak uzanmış ve babasını bu durumda gören Ham dısarı çıkıp gördüklerini iki kardeşine anlatmıştır. Yafes ve Sam, bir giysiyle babalarının üzerini örtmeye çalışmış ve bunu yaparken ona bakmamışlardır. Ayıldığında küçük oğlu Ham’ın kendisine yaptıklarını hatırlayan Nuh, onu lanetlerken Yafes ve Sam için güzel dualar etmiştir.

Yafes ve Sam Kompleksi; gazetecilerin gerçekliği tüm çıplaklıgıyla yazıp yazmamaları gerektiğine ilişkin tartısmalarda oto-sansürü, diger bir ifadeyle göz kapatma tavırlarını tanımlamaktadır. Bu baglamda Yafes ve Sam Kompleksi, olaylara dışarıdan bakma ve onlardan söz etme güçlügü ya da bu kapasiteden yoksun olmak anlamına gelmektedir. 1968 yılında Vietnam’da gelisen My Lai katliamının ardından Amerika’da açılan davalarda olayın tanıklarının aylarca suskun kalmaları, Yafes ve Sam Kompleksi’nin en önemli ve çağdaş örneklerindendir (Bilgin, 2003, s.412).

Sonuç olarak konumuzu genel anlamda toparlayacak olursak; İnsaların doğa ve evrene anlamlar kazandırma çabası mitolojiyi doğurmuştur. Aynı zamanda bu mitoloji bir toplumun veya grubun evrene nasıl anlamlar kazandırdığı ortaya çıkarılmasıyla da bütünsel bir anlam ifade etmektedir. Evrensel bir olgu olan mitoloji, kolektif yapıda varolan bir bilinçaltı mekanizması aracılığıyla nesilden nesile aktarılmaktadır. Dolayısıyla kökleri bilinçaltından gelmektedir. Tüm insanlığın ortak mirası olan bu hikâyeler ve efsaneler psikoloji biliminin ortaya çıkmasında ve gelişmesinde büyük rol oynamıştır.

Anahtar Kelimeler: Mitoloji, Psikomitoloji, Bilinçaltı, Arketip, Psikodinamik, psikomitoloji nedir

Kelimeler:

Psikodinamik: Sigmund Freud ait bir kuramdır. Psikodinamik kuramları şöyledir; Sigmund Freud (Psikanaliz), Alfred Adler (Bireysel Psikoloji), Carl Gustav Jung (Analitik Psikoloji). Psikodinamik kuram, bireyin bilinç dışında yer alan, farkında bile olmadığı anılarin ve dürtülerin, davranışlarına etkilere olarak görülür. Bunun tam tersi yoldan davranıştan, bilinç  dışına gidilmektedir.

Kaynakça:

Yazar: Osman Güneş Özkurt

Merhaba, Ben Güneş. Küçüklüğümden bu zamanlara kadar hep meraklı ve araştırmacı ruhum sayesinde bu günlerde gözlemlediğim ve deneyimlediğim konuları kaleme almakla meşgulüm. Sizlere yazılarımda bol bol bilgilenme ve aydınlanmalar diliyorum...

7 Yorum

Yorum Yap
  1. Çok detaylı ve bilgilendirici bir yazı olmuş, emeğine sağlık.

  2. detay ve bilginizin yoğunluğu ve anlatımın sade olması çok güzel. Başarınızın devamını dilerim

Web Site İçi Kaynakça

  1. Web Site İçi Kaynakça:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sosyal psikoloji deneyleri kapak

Sosyal Psikoloji Deneyleri

Kırık Camlar Teoirisi kapak

Kırık Camlar Teorisi