Psikopatoloji Tarihi

Psikopatoloji, duygu, düşünce, davranış bozukluğu, ruhsal bunalım ve anormal davranış üzerine yapılan bir araştırma dalıdır. Psikopatolojinin tarihçesi, felsefi ve bilimsel gelişmelerle paralel olarak psikolojik rahatsızlıkların nedenlerinin anlaşılması, tedavisi gibi süreçlerden oluşmaktadır. İlk çağlardan itibaren bu alana yönelik çalışmalar bulunmaktadır.  

İlk Çağ

Bu dönemdeki insanlar kendileri dışında oluşan herhangi bir olayı doğaüstü olarak kabul etmişlerdir.  

Ruh sağlığı bozuk olan insanların ise Tanrı’nın hoşnutsuzluğunu kazanmış ya da kötü ruh tarafından ele geçirildiğine inanılırdı. Kötü ruh ya da varlığın kişinin içinde yaşayabileceği onu ele geçirdiği inanışına demonoloji adı verilmiştir. Demonoloji, Çin, Mısır, Babil ve Yunan kayıtlarında bulunmaktadır. Kötü ruhu çıkarmak için çeşitli ritüeller ve törenler düzenlemişlerdir. Bu yöntemlere şeytan çıkarma adı verilmiştir. Mezopotamya’da ise bazı sembollerin ya da bitkilerin şeytanı öldürmek, uzaklaştırmak gibi etkileri olduğuna inanılırdı. Ayrıca kötü ruh tarafından ele geçirilen kişilere çeşitli karışımlar içirilir, kırbaçlama ve açlık gibi uygulamalar bulunmaktaydı. 

  • Hipokrat

İlk çağ filozoflarından olan Hipokrat MÖ. 5. yy’ da tıbbı; din, büyü ve doğaüstü güçlerden ayırmıştır. Demonolojiyi reddetmiş ve bunların nedenini doğada aramıştır. Yani ruhsal bozuklukları açıklamada doğaüstünde aramak yerine doğada bulunabilecek nedenlere bağlamıştır. Ruhsal hastalıkların diğer hastalıklar gibi tedavi edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Hipokrat bozulmuş düşüncelerin beyin patolojisinin bir türü olduğunu düşünmüştür. Beyinde bozulmuş düşünce ile hareket arasındaki ilişkiyi en erken savunanlardandır.  

Hipokrat’ın Öz Sıvı( Humor) teorisine göre psikolojik rahatsızlıkların temeli, öz sıvılardaki aşırılık ya da dengesizlik olarak açıklanmıştır. Buna göre vücutta dört adet sıvı vardır. Bunlar: kara safra, sarı safra, kan ve balgam. Bu kurama göre bir kişi halsiz ve donuksa vücutta balgam sıvısı fazladır.  

Ruhsal bozuklukları üç ana gruba ayırmıştır. Mani, menenjit ve melankoli. Hipokrat’ın ruhsal bozuklukları sınıflandırması bu alanda yapılan ilk çalışmadır. Vücuttaki sıvılardaki dengesizliğin ruhsal sorunlara yol açtığını belirtmiştir. Örneğin bir kişi halsiz ve donuksa vücuttaki balgam sıvısının fazla olduğunu belirtmiştir. Kara safranın fazlalığı melankoli ile açıklanırken sarı safranın fazla olması endişe olarak açıklanmıştır. 

Ruhsal sağlığının çözümleri içinse doğaüstü nedenlere karşı çıkmıştır. Doğal nedenlerle çözüme ulaşmaya çalışmıştır. Örneğin melankoli için yiyecek- içecek seçimine dikkat etmeyi tavsiye etmiştir.  

Hipokrat’ın bazı görüşleri günümüz ile benzerlik göstermektedir. Hastanın rüyaları kişiliği hakkında bilgiler verir, kişinin içinde bulunduğu durumlar psikolojik rahatsızlıklara neden olur. Hastayı doğru değerlendirmek için yakından incelenmesi, hekimlerin hastalara iyi davranması gibi düşünceleri örnek gösterilmektedir.  

  • Galen

Galen, ilk çağda psikolojik rahatsızlıkların anlaşılmasında katkıda bulunmuştur. Hipokrat’ın ardından gelen önemli kişilerdendir. İnsan davranışlarının, duygularının ve bilincin merkezi beyindir demiştir. Gladyatörlerin hekimliğini yapmıştır. Buradaki gözlemlerinden de yola çıkarak beyinde oluşan hasarın kişilik ve davranışları değiştiğini gözlemlemiştir. Hipokrat’ın Öz sıvı teorisine katkılarda bulunmuştur. Öz sıvıların dört tür mizaç özelliğine denk geldiğini belirtmiştir. Bunlar: Kolerik (çabuk öfkelenen). Fleymatik (durgun, miskin), sıcakkanlı (neşeli, cana yakın) ve melankolik (üzgün, depresif). 

Hipokrat’ın sınıflandırma sistemini de geliştirmiştir. Anoia (akıl yürütme ile ilgili problemler), moia (zeka geriliği), pherenitis (algıyı ve yargılamayı etkileyen beyin hastalığı), lethargus (letarji) ve histeriden de bahsetmiştir. Galen ayrıca Ruhun Tutkularının Tanı ve Tedavisi Üzerine isimli kitabında psikolojik rahatsızlıkların tedavisi için hastanın bilge bir kişiden yardım alması gerektiğini önermiştir. Aynı zamanda hastanın ahlaki açıdan gelişimini destekleyen bir akıl hocası olması gerektiğinden de bahsetmiştir.  

Orta Çağ

Bu dönem kilisenin etkin güç olması sebebiyle ruhsal bozukluklar ile ilgili gelişmeler sekteye uğramıştır. Galen ve Hipokrat ile ilerleme kaydedildikten sonra bu dönem tekrar demonolojiye dönülmüştür. Bu dönemde anormal davranışı olan insanların cadı olduğuna inanıyorlardı. Kilise de cadıları yakalamak için uğraşıyordu. Cadılar belli bir süre aranmıştır. Bu aramanın kolay olması için 1484‘te Maleus Maleficarum (Cadıların Çekici) adlı bir kitap yayınlanmıştır. Bu kitapta cadıların yargılanması, tanınması, cezalandırılması gibi yazılar bulunmaktadır. Kilisenin amacı cadılar bulunup cezalandırılacak ve toplumsal düzen sağlanacaktır. Bu sayede de anormal davranışlar yok edilecekti. Cezalandırma yöntemleri ise işkence, hapis, idam gibi uygulamalarıdır. Yapılan araştırmalarda yüzbinlerce kadın ve çocukların mağdur olduğu tespit edilmiştir.  

Orta çağın sonlarına doğru kilisenin otoritesinin zayıflamasıyla ruh sağlığı alanında gelişmeler olmuştur. Bu gelişmelerden birisi akıl hastaneleridir. Avrupa ‘da ruh sağlığı bozukluğu olan insanlar için çok az hastane bulunuyordu. 15.yy’a kadar cüzzam hastaneleri akıl hastanelerine dönüştürülmüştür. Bunlardan biri St. Mary Of Benthleham’dır. İlk kurulduğu yıllarda ruhsal sıkıntısı olan 6 erkeğe bakım sağlanmıştır. Londra’ya devredilince ruhsal sıkıntıları olan insanlar buraya kapatıldı. 17.yy’da ise hastalar zincirleniyor, işkenceye maruz kalıyorlardı. 19.yy’da hastaları izlemek eğlence olarak görülüyordu. İnsanlar ruhsal bozuklukları izlemek için bilet alıyorlardı. Bu hastaneler ‘bedlam’ adıyla tımarhane anlamına gelen kelimeyle anılmışlardır.  

18. ve 19. Yüzyılda Ruh Sağlığı 

Akıl hastanelerindeki durumlar devam etmiştir. Bu dönemde sınıfsal farklılıklara göre muamele vardır. Örneğin Almanya’da üst sınıflara ilaç tedavi uygulanırken alt sınıftaki insanlara ise demonoloji uygulanmaya devam edilmiştir. Yine Amerika’da üst sınıfların tedavisi özel kliniklerde yapılırken altsınıflardaki insanların tedavisi akıl hastanelerinde yapılmaktadır. 

  • Phillippe Pinel  

Ruhsal bozukluğu olan insanların daha iyi şartlarda tedavi görmeleri için çalışmıştır. La Bicetre hastanesinin başına getirilmiştir. Oradaki kötü koşulları incelemiştir. Ruhsal bozukluğu olan insanlara yaratık yerine hasta olarak yaklaşmıştır. Hastaları zincirden kurtarmıştır. Ayrıca temiz hava almalarını, temiz yataklarda kalmalarını sağlamıştır. Çevirisini Muzaffer Şahin’in yaptığı Anormal Psikoloji kitabında hastaları zincirden kurtaran kişinin Jean Baptiste Pussin olduğu belirtilmiştir. Pinel hastalara anlayış ve şefkatle yaklaşılması gerektiğini savunmuştur. Pinel’in yaptığı bu çalışmaların sonucunda hastalar sakinleşmiş, daha iyi ilişki kurmuşlardır. Hasta ile doktor ile arasındaki ilişkiye dikkat çekmiştir.  Aynı zamanda hastanın öz becerilerini kazandırmaya yönelik tedavi olması gerektiğini belirtmiştir. Bu dönem çalışmaları sebebiyle Pinel Reformları olarak adlandırılmıştır.  

  • Benjamin Rush 

Benjamin Rush Amerikan Psikiyatrisinin babası olarak bilinmektedir. 1769’da Philadelphia’da hekimlik uygulamalarına başlamıştır. Ruhsal bozukluğun beyindeki aşırı kandan kaynaklandığını savunmuştur. Tedavi olarak da hastadan kan çekmek olarak uygulama yapmıştır. Ruhsal bozuklukların başka bir tedavi yöntemi olarak korkutmayı belirtmiştir. Hastayı ölümünün yakın olduğuna ikna ederek çözüme ulaşacaklarını belirtmiştir.  

  • Dorothea Dix 

Dix, Boston’da çalışan bir öğretmendi. Cezaevlerine çalışmak için bir gün gittiği zaman oradaki kötü koşullara şahit oldu. Cezaevinde mahkumlar ile akıl sağlığı yerinde olmayan insanlar aynı yerlerde kalıyorlardı. Bu cezaevleri aşırı kalabalık, kirli ve soğuk yerlerdi. Dix, akıl sağlığı yerinde olmayan insanların daha iyi koşullarda kalabilmeleri için çalışmalar yaptı. Bazı ödenekler aldı ve hastaneler yaptırılmıştır. Hastanelerde ruhsal bozuklukları olan insanlara ahlaki tedavi verme amaçlanmıştır. Ancak az sayıda çalışan olması, özel olarak hastalarla ilgilenilmemesi, fiziksel sorunlara yönelmeleri ahlaki tedaviyi sonlandırmıştır. 

Ahlaki tedavi; hastaları amaca yönelik cesaretlendiren, konuşan, normale yakın davranışlar sergilemeleri ile sağlanmıştır. 19.yy’da Avrupa ve Amerika’da akıl hastaneleri insancıl tedavi uygulamışlardır. İnsancıl tedavi yöntemi ise ahlaki tedaviden geçiyordu. ABD’de 1817 yılında Pensilvanya’da The Friends akıl hastanesi ve 1824’de Connecticut’ ta Harford Retreat insancıl tedavi için kurulmuştur.  

20. Yüzyıl

Shorter bu dönemi 3 ana başlığa ayırmıştır. Biyolojik yaklaşımın ön planda olduğu dönem, psikolojik yaklaşım ve biyolojik psikiyatrinin yeniden ön planda olduğu dönem şeklindedir. 

Biyolojik Yaklaşım 

Biyolojik yaklaşım, psikolojik rahatsızlıkların nedenlerinin beyinde gerçekleşen değişimle açıklamaya çalışmıştır. 19.yy’da beyinle ilgili çalışmalar artmıştı. 1887’de Rus hekim Sergei Korsakoff  “ Korsakoff Sendromu” Pierre Paul Broca ve Carl Wernicke’nin yaptığı çalışmalarda beyindeki belli bölgelerin belli işlevleri kontrol ettiğini öne sürmüşlerdir. Bu çalışma nörofizyolojideki en önemli çalışmalardan biri olmuştur. 

Modern nörolojinin kurucusu kabul edilen Martin Charcot’un Multiple Skle( MS) hastalığını tanıması ve Alois Alzheimer’in Alzheimer hastalığına yol açan plak oluşumunun keşfetmesi dönemin gelişmelerindendir.  

  • Emil Kraepelin 

20.yy başlarında ruh sağlığın biyolojik yaklaşımındaki önemli temsilcilerden biridir. Wilhem Wund’un öğrencisidir. Psikanalize karşı çıkmış ve onu sanat olarak görmüştür. Psikolojik rahatsızlıklar üzerine sınıflandırmalar yapmıştır. Manik depresif bozukluk ve şizofreni üzerine çalışmalar yapmıştır. Alois Alzheimer‘in  Alzheimer hastalığı üzerine yaptığı çalışma öncesinde yaşlılık öncesi demans üzerine çalışmalar yapmıştır. Kraepelin’in ilaçların psikolojik hastalıklar üzerinde bir etkisi olduğu ile ilgili de araştırması bulunmaktadır. Bu çalışması psikofarmolojinin temeli olmuştur.  

Psikolojik Rahatsızlıkların Biyolojik Tedavi Yöntemleri  

Elektrokonsulvif Terapi (EKT); Ugo Terletti ve Lucino Bini Cerletti tarafından oluşturulmuştur. Epilepsideki nöbetleri azaltma amaçlanmıştır. Daha sonra ise şizofreni ve depresyonu olan kişilerde uygulanmıştır. Günümüzde ciddi hastalıkları olan insanlar üzerinde uygulanmaktadır.  

Lobotomi, frontal lobu beynin diğer bölgelerine bağlayan yolları tahrip edilmesi yöntemidir. 1935’de Egaz Moniz tarafından ortaya atılmıştır. Saldırgan insanlar üzerinde uygulanmıştır. İlk zamanlarda tedavinin uygulandığı insanlar üzerinde başarı elde edilmiştir. Birçok kişi sessizleşti ve tabucu edilmiştir. Ancak bu yöntem daha sonraları uygulamadan kaldırılmıştır. İnsanların donuk ve cansız olması; düşünme, dil gibi işlevleri gerçekleştirememeleri gözlenmiştir.  

Psikolojik Yaklaşım 

Ruhsal bozuklukların temelini psikoloji olduğunu ortaya koymuştur. Bunu savunan ilk kişi 18.yy’da  Anton Mesmer’dir. Mesmer’e göre ruhsal bozukluklar bedende bulunan manyetik bir sıvının belli bir dağılımdan oluştuğunu savunmuştur. Mıknatıslar hastalıkların tedavisinde kullanmıştır. Hipnozunda en erken temsilcilerindendir.  

19.yy’a gelindiğinde psikanalizimin en önemli temsilcilerinden olan Sigmund Freud. Viyana’da doğmuştur. 1873 yılında tıp doktoru unvanını almıştır. Biyolojik psikiyatri üzerine çalışmalarda bulunmuştur. Ancak bu çalışması beklentisini karşılamayınca farklı alana yönelmiştir. Paris’te Jean Martin Charcot ile histeri üzerine çalışmışlardır. Charcot ile birlikte histeri hastalarını hipnoz ile tedavi etmişlerdir. Bu sayede bilinçdışı ve dissosiyasyon gibi bilinç durumlarını keşfetmişlerdir. Freud bundan sonra psikolojik rahatsızlıkların bilinçdışı süreçlerden oluştuğuyla ilgili çalışmalara başlamıştır.  

Josef Bruer ile hipnoz uygulamalarına devam etmiştir. Hastalar hipnozdan çıktıktan sonra rahatlama yaşadıklarını gözlemlemişlerdir. Bruer bu duruma katarsis (arınma) adını vermiştir. Ancak yine hastaların hipnoz etkisindeyken söylediklerinin serbest bir şekilde söyledikleriyle uyumlu olmamasını gözlemlemişlerdir. Bununla birlikte Freud, serbest çağrışım yöntemine yönelmiştir. 

20.yy’da psikanaltik kuramı elen alan Anna Freud, Eric Erikson Ego Psikolojisi kuramını, Carl Gustav Jung, Karen Horney, Hanry Stack Sullivan gibi bir çok isim psikanalitik kuramlar çerçevesinde kendi kuramlarını geliştirmişlerdir.  

II.Dünya savaşı ile birlikte Almanya’nın tutumlarından ötürü psikologlar Amerika’ya gitmişlerdir. Böylelikle psikanaliz Almanya’dan Amerika’ya geçmiştir. 

(Editör Tavsiyesi: Web sitesinde yer alan ”Aklî Meleke ve Suç” yazısını okumak için tıklayınız.)

Yazar: Beyzanur Canruh

Herkese merhaba ben Beyzanur. Gümüşhane Üniversitesi Psikoloji Bölümü 2. sınıf öğrencisiyim. Okumayı çok severim. Sizinle yazılarımı paylaşacağım için çok heyecanlıyım.

2 Yorum

Yorum Yap
  1. Okurken “yok artık” dediğim kısımlar oldu, çok severek okudum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Freud'un Rüya Kuramı IMG 1054

Freud’un Rüya Kuramı

Davranım Bozukluğu Nedir

Davranım Bozukluğu Nedir?