Sabit Kalmanın Dayanılmaz Ağırlığı

Günümüz dünyasında sabit kalmanın dayanılmaz ağırlığı var. Hep ilerlemek, hep önümüze bakmak zorundayız ve bunu çoğu zaman bir yarışın içindeymiş gibi hissederek yapmalıyız. Ben de dahil çevremdeki pek çok kişinin zaman zaman böyle hissettiğini biliyorum. Peki neden? Neden sabit durmaktan bu kadar korkuyoruz? Neye yetişmeye çalışıyoruz sürekli durmak ya da geriye bakmak çok mu kötüdür? Ya da durmak ne demek?

Neden sabitliğe dayanamadığımız ve sürekli ilerleme isteği içerisinde olduğumuz felsefi açıdan çok farklı boyutlarıyla ele alınıyor olsa da psikolojik açıdan karışık ve değişken bir durum. İlerleme isteği, gelişimsel hedeflerle ya da ihtiyaçlar hiyerarşisindeki yerimizle ilişkilendirilebilirken, sabitliğin tatminsizliği çok öznel bir durum olarak karşımıza çıkmakta. Kendi öznel durumumuzu fark edebilmek ve biraz da onunla konuşabilmek adına yazının devamında yanıtsız kalacak veya yanıtları herkes için farklı olan bazı sorulara değineceğim.  

Çok da geçmişe gitmeyelim. Pandemi sürecinin başını hatırlayın. Her yerde ‘Evdeki zamanı verimli geçirin, evden dil öğrenin, karantinada okunacak kitaplar, evde spora başlayın, evde ekmek yapın, karantinada kendinizi geliştirin’ vb. gibi öneriler ve içerikler gördük. Hepimiz pandemi sürecini çok verimli geçirmek zorundaymışız gibi hissettik. İlerlemek zorundaydık, bütün dünyayı durduran virüsün bizi durdurmasına izin veremezdik. Bu ilerleme baskısı pek çok kişiyi başarısız, işe yaramaz belki de değersiz hissettirdi. İlerleme mecburiyetiyle gelen baskı çok fazla kaygı yarattı. Sabit olmak başarısızlıkla en çok o dönemde eşleştirildi belki de. Halbuki sabitken bile yeni bir sürece uyum aşamasında olduğumuzdan fark etmediğimiz bir ilerlemenin içinde değil miydik? Elimizde çok uzun bir liste vardı; değişen düzen, değişen yaşam standartları, kaybetme korkusu, ölüm gerçeği, sağlık politikaları, sosyal ilişkilenme problemleri… Tüm bu yeniliklere ve değişimlere bir anda uyum sağlamak çok büyük bir ilerleme aslında ama sabitliğimize o kadar odaklanmıştık ki bu ilerlemeyi göremedik.

Hayatın başka dönemlerinde de ilerleyişimizi fark edemediğimiz zamanlar oluyor. İlerleyemiyor olma fikri bizi hayal kırıklığı ve hüsranla beraber başarısızlık inancına götürüyor. Böyle anlarda neden ilerleyemiyorum sorusundan önce kafamızı hedefimize değil de başladığımız noktaya çevirip ilerleyişimizi ölçmek gerek. Yavaş bir ilerleyişi sabitlikle ya da gerilemeyle karıştırıyor olabilir miyiz? (Bu noktada unutmamak gerekiyor ki bazen daha güçlü ilerleyebilmek için geriye doğru bir kaç adım atmamız gerekebilir.) Peki ya sadece duruyorsak, durmak bu kadar kötü mü? Durmak, gerilemek demek mi? Sabit olan şeylerin ilerlemedikleri için gerilediklerini mi varsaymalıyız?

Küçük bir çocuk düşünün henüz yeni yeni yürümeye başlayan. Annesinin elini bırakıp paytak paytak uzaklaşır önce ondan, arada bir kafasını çevirip arkasına bakmayı ihmal etmeden. Yeterince ilerlediğini düşündüğünde ya da bakıma ihtiyaç duyduğunda kendi isteğiyle geri döner annesinin yanına. Bu kendi ilerlemesini çöpe atması mıdır? Yoksa geri dönmesi bile bir ilerleme midir? Geri dönerken attığı adımları bile ilerleme sayarız yetişkinler olarak, videoya çekeriz bize doğru yürüyüşünü, insanlara övünerek anlatırız. Oysa ki çocuk son durumda da başladığı noktadadır ve başlangıç noktasında kalmak aslında sabit olmaktır.  Peki aynı şeyi yetişkinler yaptığında neden bırakın ilerlemeyi gerilediklerini düşünürüz? Sabitliğin getirisi daha uzun vadeli bazen de soyut olduğu için olabilir mi? Sabitliğin dayanılmazlığının biraz bilinmezliğiyle ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. İçerdiği ilerlemeyi bilmemenin getirdiği bir dayanılmazlık biraz da. Sabitliğin tatminsizliğine odaklanmadığımızda aslında var olmadığını fark edebiliriz.

En sabit ve durağan anlarımızda bile düşünmeye devam ediyoruz. Bu ilerleme değil midir? Düşüncelerin akan bir nehir olduğunu varsayarak Herakleitos’un ‘Aynı nehre iki kez giremezsin’ sözü ile bağlamak istiyorum aslında hiçbir zaman sabit olmadığımıza ilişkin düşüncemi; nehir sürekli bir akış ve değişim içindedir o yüzden aynı nehre iki kez giremezsiniz. İnsan da sürekli bir değişim ve akış içindedir hiç bir an kendinin aynı değildir. Hiçbir zaman sabit ve durağan değiliz aslında. Sabit olduğunuzu ve hiçbir şey yapmadığınızı hissettiğiniz anlarda düşünmeniz için bir soru bırakarak ilerleyişinizle baş başa bırakıyorum sizi.

” Sabitlik mevcut değilse dayanılmaz ağırlığı olan şey kendi ilerleyişimize kör olmamız mıdır? “


Editör Tavsiyesi: Web sitesinde yer alan ”Kıyaslama: Mutsuz Olma Garantili Yöntem” yazısını okumak için tıklayınız.

Yazar: Rabia Başaran

Merhaba ben Rabia, çocukluğumdan beri yazmayı çok seviyorum. Sözcüklerin hafızası olduğunu ben unutsam bile onların hatırlatacağına inanıyorum. Öğretmenin ve öğrenmenin en keyifli yollarından biri okumak benim için. Hakkında yüzlerce mit olan bir alanı bilimsel olarak anlatabilmek ve üzerine konuşabilmek için buradayım. Dilerim ki bir gün herkes bilimin ruhlarımızı iyileştirebileceğini görebilir. Sevgiyle ve sağlıkla kalın.

6 Yorum

Yorum Yap
  1. Üzerine günlerce düşünebileceğim bir yazı olmuş elinize sağlık 🌸

  2. Merhaba,hepimizin özellikle 1 yıl içerisinde sosyal medya aracılığıyla yaşadığı bu furyaya çok güzel bir farkındalık getirmişsiniz.Ben kendi adıma çok teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Melatonin hormonu kapak

Melatonin Hormonun Uykuyla Kardeşliği

Şema Nedir kapak

Şema Nedir?