Teknoloji ve İnsan Psikolojisi

Teknolojinin özellikle 21. yüzyılda kaydettiği ilerleme yadsınamaz boyuttadır. Teknoloji artık hayatımızın her alanında; mutfakta, salonumuzda, sokakta kendini göstermektedir. Teknoloji sayesinde toplumsal bilincimiz de artmaktadır. İnsanlar, çevrelerinde olan olaylara karşı daha duyarlı ve yardımsever hale gelmektedirler. Bu şekilde teknolojinin birçok faydasını sıralayabiliriz aslında fakat ben bu yazıda insanların, teknolojinin avantajlarından nasıl yararlandıklarını değil, teknolojiyi nasıl kendilerine zararlı bir şekle dönüştürdüklerinden bahsetmek istiyorum.

Televizyon, film, video oyunları, radyo, bilgisayar ve internet gibi kitle iletişim araçlarının fazlaca veya kötü amaçlarla kullanılması çocuk ve ergenlerin ruh sağlığı için ciddi bir tehlike oluşturmaktadır. En önemli bedensel sorun, yeme bozuklukları ve obezite iken en önemli psikososyal sorunlar; okul başarısında düşme, öğrenme güçlüğü, toplum dışı davranışlar, cinsel davranış sorunları, saldırgan davranışlar, şiddete karşı duyarsızlaşma(alışma), gece korkuları, anksiyete, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, uyku düzensizlikleri ve son olarak kendine zarar geleceği yönünde korkulardır.

Genellikle ebeveynlerin rahat edebilmeleri adına çocuklarına telefon, tablet gibi teknolojik aletleri gereğinden uzun süre vermesi çocuklar açısından birçok temeli göz ardı ediyor. Bunlardan bazılarını dil, düşünce, estetik duygusu, sanat, sosyal düzen, ortak geçmiş… gibi sıralayabiliriz. Farkında olmadan çocuklara, daha sonrasında belki de ailemize ne çok zararlar verebiliyoruz.

Bugün bizler, yaşamış olduğumuz anları fotoğraflayıp, fotoğrafladığımız o anları aslında tam olarak yaşamamış olup, sonrasında o fotoğraflara bakarken ‘’Ne kadar da güzel yaşamışız.’’ diyen insanlar haline geldik. Bizler, anı kesinkes yaşayamadan sürdürmeye başladık. En acı olan tablo da burası diye düşünüyorum çünkü esasında insanların geçmişten beridir çok sayıda amaçları ve amaçlarına ulaşmak için çok sayıda araçları vardı.

O amaçlarımıza ulaşabilecek araçlarımız, eskiden bir nevi evimize yiyecek götürebilmek ve depoda biriktirip kışın soğuk geldiğinde bu yiyecekleri çıkarıp yiyebilmek gibi çeşitli amaçlarımız varken hayatta kalabilmenin yollarını arıyorduk. Bu amaçlarımıza ulaşırken kullandığımız araçlar zaman içerisinde değişmeye başladı. Son zamanlarda ise kaç beğeni aldığımız, kaç takipçi sayısına ulaştığımız gibi daha hedefe dayalı olayların peşinden koşmaya başladık. Bu da maalesef toplumun hedonist bir toplum, yani daha keyif ve zevk odaklı bir toplum olmasına neden oldu. Ve bu durumda zorlanmadan kazanılan kazançlar oluşmaya başladı çünkü seçenekler çok fazla, çok sayıda şey veriliyor. Yolda ilerlerken insanlara bir bakın, ya kulaklarında kulaklık var ya da ellerinde bir telefon… Kafaları önde gezen insanlar haline geldik.

Sizce bu telefonlar veya bu olaylar sadece çocukların oyuncakları mı?

Bana sorarsanız kesinlikle değil. Esasında bu, büyüklerin, anne babaların, erişkinlerin oyuncakları… Şöyle bir parantez açmak gerekirse ABD’de 2 yaş altındaki çocuklara telefon verilmesi yasak. Kendi ülkemizde de bilinçsiz ebeveynleri gördükçe insan böyle bir kısıtlamanın gelmesini istemiyor değil.

Hedonist bir toplumun oluşturuluyor olması iki büyük tehlikeyi ortaya çıkarıyor. Bunlardan bir tanesi, hedeflere değer verebilen (yani evlenmeye, kilo vermeye, spor yapmaya ya da farklı şeylere) ama arkasında yatan değerlerden uzak bir yaşam. Yani sağlıklı olabilmek, bir ilişkiyi sürdürebilmek, güven, dürüst olmak, aidiyet duygusu, başarı, saygı, sevgi, şefkat gibi çok sayıda değerimizden uzak kalmamıza neden oluyor. Sadece amaçları elde etmeye başlıyoruz. Bu sefer ne oluyor? Birisinden sıkılırsak bir diğerine şeklinde, “haz aldım ve haz bitti” şeklinde ilerliyoruz. Haz, hayatımızda vardır, belli bir seviyeye çıkar ve daha sonrasında yok olur. Fakat değerler böyle değildir, hayatımızın sonuna kadar sürdürdüğümüz bir süreçtir.

Bu durumu biraz daha derine inerek internetin insan psikolojisine etkisini gösteren “fomo ve jomo” ile açıklayalım. Fomo, kişinin sosyal medya içerisinde kendisinin neden diğer insanlar gibi olmadığını düşünerek daha yalnız ve daha farklıymış gibi algılamasına sebep oluyor. Dolayısıyla bu korku, anlık olaylar ve zevklerle kendisini de bu sistem içerisine girmeye zorluyor. Yetersizlik hissinden kurtulabilmek için daha fazla teknoloji bağımlısı haline geliyorlar. Sanki insanlar, teknolojik aletlerden uzak kalırlarsa hayatlarının aksayacağını veya hayatı kaçıracaklarını düşünüyorlar. Yani ‘fomo’ için bir şeyleri kaçırma korkusu diyebiliriz. 

Jomo ise zaman zaman telefon ve bilgisayar gibi hayatımızı çevreleyen teknolojik aletlerden uzaklaşıp kendimize ve gerçek hayatımıza zaman ayırmayı ifade ediyor. Başka bir pencereden bakacak olursak teknoloji, aileleri de fazlasıyla etkilemekte. İnternetin bize sunduğu “muazzam insan” kavramıyla artık ilgimiz dışarıya kayıyor ve ailede bazı çatlaklar oluşabiliyor.

teknoloji ve insan

Teknolojiyi Avantajlı Hale Nasıl Getirebiliriz?

Teknolojik araçlar ile çocukların çok erken yaşlarda tanıştırılmaması önemlidir. Ebeveynler teknolojik araçları çocuklarını oyalamak için çocuk bakıcısı gibi kullanmamalıdır. Çocuklar teknolojik aletleri kullanırken bu konuda doğru ve detaylı bir şekilde bilgilendirilmelidir. İnternet ve teknolojinin sağlıklı kullanımı konusunda çocukların bilinçlendirilmesinde amaç, çocukların teknolojinin doğru kullanımını alışkanlık haline getirebilmelerini sağlamak olmalıdır. Çocukların sosyal yaşam alanları genişletilmeli, çocuklar yapabilecekleri uygun aktivitelere yönlendirilmelidirler. Bireylerin teknolojik araçları aşırı bir şekilde kullanmalarının altında yatan sebepler araştırılmalıdır. Teknolojik aletler gündelik hayatın stresinden kurtulmak için kullanılıyorsa alternatif olarak spor yapmak, kitap okumak gibi aktivitelere yer verilmelidir. İnternet bağımlısı olduğu düşünülen kişiler mutlaka ilgili uzmanlar tarafından destek almalıdır.

Bizim teknolojiyle yaşadığımızı fark etmemizi, çözümler aramak ve teknolojiyi kör bir akış içinde sürüklenerek değil, kendi yaşam biçimimize yakışan, değerlerimize uygun düzenlemelerle yaşamamız gerektiğini savunmaktadırlar. Diğer bir ifade ile, insanlar teknolojiyi denetleyebilme gücünü gösterebilmelidirler. Bu denetleme, teknoloji düşmanı olmak anlamına gelmemektedir. Bu denetleme, teknolojinin anlamlandırılıp bilinçli bir şekilde kullanılması için bireylerde var olan dengeli ve eleştirel düşünme becerisinin harekete geçirilmesi olarak algılanmalıdır.

Eski bir öyküde bir katedral inşa eden ve hepsi de aynı işi yapan üç işçinin üçü de yaptıkları işi farklı şekillerde tanımlamaktadırlar. Bu işçilere ne yaptıkları sorulduğunda üç işçiden ilki, “Ben yalnızca tuğlaları birbirinin üstüne diziyorum” diyerek cevap verirken ikinci işçi “Bu katedralin kuzey duvarlarını yapıyorum” diye cevap vererek daha geniş bir planda; tuğlaların nasıl yerleştirilebileceği hakkında fikri olan bir “usta” gibi düşünür. Üçüncü işçi ise, “Tanrıya ibadet ediyorum” diyerek katedralde tuğlaların nasıl yerleştirileceğini ve katedralin asıl amacını görebilen, vizyon sahibi biri olduğunu gösterir. İnsanların teknolojiye bakış açıları da aynı teknolojiyi kullanan insanların teknolojiyi anlamaları, anlamlandırmaları, ihtiyaçları ve gereksinimleri doğrultusunda kullanabilmeleri ile birebir ilişkilidir.

Teknolojiyi anlamak ve anlamlandırabilmek için öncelikle teknolojinin araç gereçten daha öte bir kavram olduğunun; kullanılabilmesi, üretilebilmesi ve tasarımının gerçekleştirilebilmesi için bilgiye gereksinim olduğunun farkına varılması gerekmektedir. Teknolojiyi anlamak ve yorumlayabilmek, aynı zamanda teknoloji okuryazarı olan, diğer bir ifade ile teknolojik süreç ve yenilikleri eleştirel bir bakış açısıyla sorgulayan kişi ve toplum olmayı gerektirmektedir. “Teknogerçekçi” olabilmek, diğer bir ifadeyle teknolojiyi dengeli ve daha çok sayıdaki birey için faydacı bir yaklaşımla kullanabilmek, öncelikle teknolojiyi anlamak ve anlamlandırarak yorumlayan teknoloji okuryazarı bireyler olmaktan geçmektedir.

Hem değişen hem de değiştiren bir güç olarak teknolojiyi, zaten istesek de istemesek de kullanmakta olduğumuzun ve teknolojiyi anlamak için bile teknolojiyi kullandığımızın farkında olmalı; teknolojiyi uygun, yerinde ve yaratıcı bir tavırla, en geniş boyutlarıyla yorumlama cesaretini göstermeliyiz. Unutulmamalıdır ki acele ve bilinçsiz aydınlık, koyu karanlık getirebilir.

Editör Tavsiyesi: Web sitesinde yer alan “Teknoloji Bağımlılığı” yazısını okumak için tıklayınız.

Yazar: Şaziye Çetinkaya

Merhabalar ben Psikolog Şaziye Çetinkaya. Bilgisizliğin, bilinçsizliğin ve sevgisizliğin çağımızın en büyük sorunlarından olduğunu düşünerek bunların karşısında durabilmek için, daha fazla öğrenmeyi ve insanların hayatına dokunmayı sevdiğim için buradayım. Farkındalık kazanmak dileğiyle, sevgiyle kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

yalan söylemek nedir

Yalan Söyleme Hastalığı : MİTOMANİ

Corpus Callosum kapak

Corpus Callosum, Ayrık Beyin Ameliyatı ve Sonuçları Nelerdir?