Toplum İçin Mi Sanat?

Makale İçindekiler Gizle

Yıllardır süregelen, iki farklı düşüncenin gruplarını ve tartışmalarını oluşturan bir soru var: Sanat, sanat için mi; toplum için mi? Farklı ve aslında çok da yanlış olmayan iki görüşten biri olan “toplum için sanat” anlayışını inceleyeceğiz. Sosyolojik olarak incelenen fakat net bir cevaba ulaşmayan bu konuya yorum getireceğiz. 

Bir artı bir, peki şimdi elimizde ne var?

Başlığımızda geçen iki kavramı kısaca inceleyip ilişkilendireceğiz. Bunun ana sebebi aslında bizim sorumuzun cevabının bu ilişkide olmuş olması.

Toplum nedir? 

Toplum aslında tam da her an içinde olduğumuz sistemdir. İnsanların işbirliği içinde yaşamasıdır.

İşbirliği kavramı işin içine girdiğinde aslında bir etki-tepki olayının gerçekleştiğini tahmin edebiliriz. Bunu küçük bir örnek ile açıklamak gerekirse: Kendinizi bir manava, yemek yapmak için sebze almaya gittiğinizi ve satın aldığınızı hayal edin. Manavın size, sizin ise manava bir etkiniz var. Bu demek oluyor ki aslında toplum, etkilerin oluşturduğu tepkiler ve bunun süregelmesi ile varlığını sürdürür. 

Yaşamlarımız hep yanlış. Bir bireyin topluma ihtiyacı yoktur, bireye ihtiyacı olan toplumdur. Toplum bir savunma mekanizması, bir çeşit oto korunmadır. Birey, sürüde yaşayan hayvan gibi değil, kendi yalnızlığında, doğaya, hayvanlara ve bitkilere yakın, onlarla ilişki halinde yaşamalı. 

– Andrei Tarkovsky, Günlükler

Artık elde var bir. 

Peki nedir bu sanat dediğimiz?

Sanat dediğimiz şey aslında insan ruhunun dışavurumdur. Açık olarak söylemek gerekirse sanat, duygusal durumların çeşitli yollar ile ortaya koyulmasıdır. Bu yollara en yaygın örnekler edebiyat, resim ve müziktir. Pek tabii çokça sayısız sanat dalları bulunmakta ve icra edilmektedir. Sanat aslında bir iletişim şeklidir. Diğer iletişim kanallarından farkı, daha çok insana ulaşabilmesi ve aslında bu özelliği ile kitlelere kolaylıkla hitap etmesidir. Sanatçılar, var olan bu özelliğin farkında olup bunu çok iyi bir biçimde kullanmışlardır. 

“Sanat; davranışımızı, karakterimizi, adalet ve sempati hislerimizi rafine etmeli; kendi kendimizi tanımamızın, kendi kendimizi kontrol etmemizin, diğerleri için beslediğimiz saygı hislerimizin ve hareketlerimizin yücelmesine hizmet etmeli; bizi adiliğe, zulme, adaletsizliğe ve bayalığa tahammül etmeyecek şekilde geliştirmelidir.”
– George Bernard Shaw

Nasıl mı? 

Bu sorunun cevabını vermeden elde var iki diyoruz çünkü artık toplam olarak elimizde ne olduğunu inceleyeceğiz.

Sanatın bir dışa vurum olduğundan bahsettik. Değil mi? Hayat bu ya, her zaman güzellikler getirmiyor insana. Sanatçılarda aynı şekilde hissediyorlar elbette. Zorluklar, mutsuzluklar, adaletsizlikler, umutlar ve mutluluklar belki de çok daha fazlasını yaşıyorlar. Bu dışavurum her koşulda gerçekleştiğinden negatif barındırmak zorunda kalıyor, anlatacak dert ve keder dolup taşıyor. Anlatıyorlar. Yazıyorlar mesela çiziyorlar, söylüyorlar. Ama en önemlisi farkındalık yaratabileceklerinin farkındalar. Kimileri çok kimileri az da olsa tanınıyor ve biliyorlar ki onları tanıyanlar onlardan etkilenecekler. Sanatçıların elindeki en önemli kozlardan biri bu.

Bu durumu kolay bir şekilde örneklendirecek olursak eğer şöyle söyleyebiliriz: Bir yazar hayal edin. Bir eşitsizliğe maruz kalmış ve bu yaşadığı olay, içinde bir duyguyu harekete geçirmiş. Sanatçının işi hislerini dışa vurmak olduğundan bu duygu veya olayı anlatma ihtiyacı hissedip anlatacaktır. Belki bir kitap olacak birçok insana dağılarak insanlara eşitsizlik konusu ile ilgili farkındalık sağlayacaktır. 

Çok da uzağa gitmemeli belki. Sahi sizce neden bu yazıyı okuyorsunuz?

Farkındalık kazanan insanların her biri ayrı ayrı bir kelebek etkisi oluşturacak ve bu farkındalık hali herkese yayılacaktır. Ve aslında sonuç olarak bakarsanız o kitap artık toplum için olacaktır. Sadece yazarın duygularına değil, büyük bir topluluğa ses olacaktır. Bunu sadece kitap özelinde de düşünmemeli. Şarkılar, resimler ve daha birçok eseri içine alabiliriz.

Sanat, özgürlük ve yaratıcılık, toplumu siyasetten daha hızlı değiştirir

-Victor Pinchuk

Bu küçük örnekle aslında görebiliyoruz ki herhangi bir eser büyük gruplarda ses getirebilir. Devlet sistemlerini anlatan ütopya ve distopya roman türleri bu sebeple doğdu, resim akımları farklı davaları anlatmak için ortaya atıldı. Günümüzdeki rap müziği bu amaç için doğdu, yıllar önce edebiyatta yapılan taşlama sanatı bu yüzden yapıldı. 

Tüm bunlardaki temel amaç ses getirip insanların gözlerini açmak yani farkındalık kazandırmaktı. 

Peki bu yol işe yaradı mı? Tartışılır. Kısmen işe yaradı diyebiliyoruz.

Yıllardır toplumlar, yazılan bir gazete haberi ile ayaklanıyor, olumsuz olaylara şarkı yapıyorlar. Ama tüm bunlar yetiyor mu? Hayır. Tam da bu yüzden sanat, sanat için mi veya toplum için mi bilmiyoruz. Topluma etki ettiği aşikar fakat bu, sanat toplum içindir anlayışını savunabilmemiz için yeterli bir argüman mı bilinmez. 

Benim fikrimi sorarsanız eğer sanat bence önce sanatçı sonra ise toplum için. Sanat toplum için çünkü insanları uyandırmanın en güzel yolu sanattır gibi hissettiriyor.

Peki ya sizce sanat kim veya ne için?

(Editör Tavsiyesi: Web sitesinde yer alan ”Neden Rüya Görürüz?” yazısını okumak için tıklayınız.)

Yazar: İrem Polat

Marmara Üniversitesi sosyoloji bölümü öğrencisiyim. Yaklaşık beş yıldır çeşitli platformlarda yazı yazıyorum. Sosyal bilimler tutkum ile yazın hayatımı harmanlayarak sizlere yeni keşif yolları açabilmek için yazılarımı burada sizlerle paylaşıyorum. Dilerim ki yeni keşiflerle özgürleşsin ruhlarımız.

2 Yorum

Yorum Yap
  1. Sanat aslında toplumun somut bir hali olarak tezahür eder hayatımızda. Sizin anlatiminizla çok daha güzel oturdu emeğinize sağlık 🌼

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Dört Ebeveynlik Tipi 4 ebeveyn stili sude

Dört Ebeveynlik Tipi

Çocuklukta ve Ergenlikte Depresyon ve Kaygı cocuklukta ve ergenlikte depresyon

Çocuklukta ve Ergenlikte Depresyon ve Kaygı