Travma Algısı

Travma, kişinin ruhsal ve bedensel bütünlüğüne zarar algısı oluşturan her şeydir diyebiliriz. Hepimizin travma algısı farklıdır. Kimine göre bir ölüm, kimine göre bir kaza, kimine göre bir ayrılık travma olurken onu nasıl sınıflandırabiliriz ki? Önemli olan sınıflandırmadan ziyade bunun bize ne yaşattığıdır. Bizi hangi işlevsiz düşüncelere, hangi bilmecelere, hangi ikilemlere soktuğudur. En ilginci de bunun büyük bir biyolojiye dayanmasıdır.

Unutan bir varlık olarak insan, nasıl olur da bir travmatik deneyimi o an tekrar yaşıyormuş gibi hatırlar veya hiçbir şey hatırlamaz. Biyolojik bir açıklama yapacak olursak beynimizde yer alan amigdalanın en önemli görevi bizleri tehlikelerden korumaktır. Her şeye tehlike mi değil mi diye bakar. Yanınızdaki bir yılanda, televizyondaki bir yılanda amigdala için tehlike çanlarını çalar! Travmatik deneyimde de bu aynen böyledir. Amigdala çanlarını çalmaya başlamıştır. Ve o sırada çok fazla kortizol salgılanır. Strese girdiğimiz her durumda kortizol salgılanmaya başlar. Bu hormonun görevi beynimizin bilgi merkezindeki reseptörlere uyaran vermektir. Yani size dikkat et tehlike var burada der ve o bilgi çok güzel hafızaya kazınır. İşte travma böyle unutulmaz dedirtir.

Peki bu yaşadığımız travma anlık değil de uzun süreliyse o zaman ne oluyor? İşte o zamanda kortizol çok fazla salgılandığı için bilgi merkezini hasara uğratıyor. Dolayısıyla hafızaya işlenemiyor. Tam da bu sırada işte travma böyle unutulur dediğinizi duyar gibiyim.

Bir travma algısında, travmatik deneyimi hatırlatan her türlü uyarandan (hatırlatıcıdan) kaçma, duyguda ve bilişte olumsuz değişimler, aşırı irkilme tepkileri ve travmayı yeniden yaşıyormuş gibi olma (Flashback) söz konusudur. Bana kalırsa ilk olarak bir travmadan kaçmak hayattan kaçmaktır. Belki sizin için yüzleşmek çok zor , belki de çok acı verici ancak ömrünüzün sonuna kadar bundan kaçarak yaşamak daha çok acı vermeyecek mi? Elbette acının dibini yaşayıp hemen bununla yüzleşmeyeceğiz. Yavaş yavaş yüzleşeceğiz. Kişi kendi benliğinin sınırlarını fark ederek bununla yüzleşmeli. Yoksa bu yüzleşme de bir travmadan farksızdır.

İkinci olarak yaşadığınız duyguları fark edin. Çoğu zaman önemsemiyoruz, duyguları yok sayıyoruz. Ancak bastırılan her duygu açığa çıkmak için en zayıf anınızı kollar. Üzgünseniz önce bunu kendinize söyleyin. “Şu an üzgünüm.” , “Şu an mutsuzum.”, “Şu an kaygılıyım.”, “Şu an içimden ağlamak geliyor.”, “Şu an öfkeliyim.” deyin. Benliğiniz önce bunun farkına varsın. Bunlarda biraz yol katettiğimizde üçüncü olarak bahsedeceğim aşırı irkilme tepkilerinizin kendiliğinden azaldığını göreceksiniz. Artık birisi size seslendiğinde, yoldan geçen arabanın kornasını duyduğunuzda, biri size dokunduğunda yerinizden sıçramayacaksınız.

Son olarak rüyalar… Uyumak bir süre sonra çok zorlaşıyor. Rüyalarda travmayı tekrardan yaşamak insanı hiç bitmeyen bir işkenceye sokuyor. Her gece, her sabah kalkıp yeter artık dediğinizi duyuyorum. Ağlayarak uyandığınızı biliyorum, yaşadığınız acıyı hissediyorum. Uykunuzu biraz olsa da rahatlatacak, derinleştirecek şeylerden bahsedeceğim. Günlük kafein alımı uyku kalitesini çok fazla etkiler, uykuya dalma ve uykuyu  sürdürmeyi güçleştirir. Öncelikle onu azaltmak gerekiyor. Sonrasında günlük su tüketimini arttırmak ve yatmadan bir süre önce melisa çayı tüketmek.

Tabii ki bu kadar değil, kendinize bir hobi edinmek (meditasyon, yoga, voleybol, tenis, örgü…) her gün yapmak, her gün egzersiz yapmak gibi uğraşlarda gece uykunuzun kalitesini arttıracak şeylerdir. Bunlarla birlikte uyku hijyeni dediğimiz duruma da dikkatinizi çekmek isterim. Yatacağınız odayı her gün havalandırın, yatağa girdikten 20 dakika sonra hâlâ uyuyamadıysanız yataktan çıkın, uykudan hemen önce sigara, kahve tüketmeyin, odanız sessiz ve sakin olmalı, beyaz ışık yerine sarı ışık kullanın. Tabii ki sadece bir tanesini yaparak uyku kalitemizi arttıramayız ama ben yine de elinizden gelenin en iyisini yaptığınızı biliyorum. Sevgilerimle…

(Editör tavsiyesi: Web sitede yer alan “DAHA İYİ HİSSETMENİN YOLLARI” yazısını okumak için tıklayınız)

Yazar: Emine Mine İşler

Merhabalar, ben uzman klinik psikolog Emine Mine İşler. Okumak kadar yazmak da benim için çok önemli bir alan. Nasıl ki insan dipsiz bucaksız bir kuyu psikoloji de öyle benim için. Her an, her gün yenilik ve değişiklik peşinde. Ben de onların peşinde koşan bir klinisyenim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

neden rüya görürüz

Neden Rüya Görürüz?

BORDERLİNE KİŞİLİK BOZUKLUĞU(BKB) NEDİR

Borderline Kişilik Bozukluğu(BKB) Nedir?